istanbul şişli satilik daire ile allah bize yeter


istanbul şişli satilik daire ile allah bize yeter evet szilere en güzel yazıları yazan istanbul şişli satilik daire dediki “Gençlerin yazmaya ilgisi nasıl?”“Gittikçe azalıyor.”“Bir süre sonra yazma işi matbaalara kalacak desene.” “Maalesef öyle görünüyor.”“Kur’ân hattı ile yazacak matbaa kurma hazırlığı var mı?’“Ağabeyler çalışıyorlar.Allah bize Yeter" , 85“Biz asla olmasını istemiyoruz.”
“Ya onlar?”“Onlar, ilerde ihtiyaç hâsıl olursa her sayfanın karsına Lâtin harflerine çevrilmiş şeklini basmayı düşünüyorlar.”
Onlar konuşurken ben kalktım ve daha önce gördüğüm hâlde hiç Risale kopya etmediğim ışıklı yazı masasının başına geçtim. Cama itina ile bir kâğıt yerleştirdim, ince uçlu kamışı hokkadaki mürekkebe batırdım ve altındaki sayfayı istinsah etmeye başladım.
Benim hiç söze karışmadığımı, sonra da kalkıp başka bir işle meşgul olduğumu görünce onlar da konuşmayı bırakıp yanıma geldiler. Hane sahibi, bana ihmal ettiğim bazı istinsah kurallarını hatırlatmaya hazırlanırken arkadaş buna mani oldu.
“Önce şu meseleyi halledelim.”
“Hangi meseleyi?”

“Yazı hususunda sen ne düşünüyorsun?”
“Üstad Hazretleri talebelerine vazifelerini hatırlatırken ‘Ri-sale-i Nurü okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşgul olsalar, hakiki talebe-i ulûmun sevaplarına ve şereflerine mazhar olurlar’ diyor.”
“Bu söz ne manaya geliyor?”
“Üstad o mektupta, yazmak tabirini de zikrettiğine göre, elbette Risale-i Nurları yazmak da hizmettir ama hizmet sadece yazmaktan ibaret değildir.”
Arkadaşım kanaatimi doğru ve isabetli bulurken, bu izaha bir itirazda bulunmayan Yazıcı grubu mensubu, kendilerine
Bu da son derece makul bir istekti. Biz kendisine öyl^. tap edince yüzündeki tebessüm çizgileri hareketlendi, uhuv vet hisleri canlandı. Bize, yanımızda kalmak üzere yeni yon, tülmüş birer kamış ve beyaz kâğıt verdi. Böylece o gece te. berrüken bir sayfa kadar Risale yazarak hem yazma hizmeti, nin ecrine hissedar olduk, hem de iki manidar hatıra aldık.
İkinci gün, bir hayli memnun ayrıldık şehirden. Daha önce hiç görmediğimiz, muhtemelen bundan sonra da görmeyeceğimiz insanlar tarafından kardeş yakınlığıyla karşılanıp ağırlanmak arkadaşımı yine şaşırtmıştı. Bu hissin tesiri geçmeden kanaatlerini öğrenmek istedim.
“Bu kardeşleri nasıl buldun.^”
“Samimi insanlar.”
“Ya hizmet ciheti?”
“Yaptıkları işi ihlâsla yapıyorlar.”
“Onların mensup olduğu gruba, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin bir uzvu gözüyle bakılabilir mi?”
“Bakılabilir. ”
“Ya şahs-ı manevînin esas unsuru nazanyla?” “Bakılamaz.”
“Neden?”
“Çünkü bunlarda diğer gruplarla birlikte hareket etme temayülü yok.”
Gerçekten öyleydi. Başlangıçta onun hakkında bazı tereddütlerim vardı ama cemaatin iç işleyişini bilmemesine rağmen
I merak ettiği için kampa katılıp seyahate iştirak eden ar-
kaclaşımın müşahedelerinin isabetli olduğunu görünce rahatladım.
Bu seyahat, onun Nur hareketini daha iyi tanımasını sağlayacağı, benim de cemaatin iç işleyişinin ve hizmet faaliyetlerinin dışardan nasıl göründüğünü müşahede etmeme zemin hazırlayacağı için ikimize de faydalı olacaktı.
Bunları düşününce, seyahat sırasında onu biraz daha meselelerin içine çekip tavırlarını, hareketlerini gözleme, kanaatlerini dinleme ihtiyacı hissettim. O sırada arabayı kullanıyor olmasını da fırsat bilerek teklifimi yaptım.
“Şu anda kaptan sensin.”
“Ne olmuş bensem?”
“Yetki de, sommIuluk da sende.”
“Ne demek oluyor bu?”
“Nereye istersen oraya gideceğiz, kiminle arzu edersen onunla görüşeceğiz.”
“Baltayı taşa vurmayalım sonra.”
“Fark etmez. Vurursak tekrar bileriz.”
“O hâlde önüme çıkacak ilk kavşaktan sağa sapacağım, hep sağ yolu takip ederek ilk yerleşim yerinde duracağım.”
“Tamam.”
0 da kendisini seyahatin heyecanına kaptırmışa benziyordu. Zaten böyle bir teklif bekliyormuş gibi benden teyit alm-ca hemen kaptan tavrı takınıp direksiyonu kavrayarak gaza bastı. Bana da yine etrafı seyretmek kaldı.
Yol birkaç küçük tepeyi aşıp dağların arasına girdiğinden bu sefer ufku seyretme imkânım yoktu. İnişli, çıkışlı ve sık virajlı yolda bir yere dikkatle bakmak, tefekkür etmek de
88/Allah Bize Yeter
mümkün değildi. Onun için ara sıra fıkra anlatarak ve biiç|. ğim makamlarda aklıma gelen mısraları mırıldanarak sess ' ligin sıkıcı sıkletini hafifletmeye çalıştım.
Uzunca bir süre bu şekilde yol aldık. Güzergâhımız üze. rindeki dere şirin şırıltıları, çeşitli ağaçları ve verimli bahçe, leri ile zihnimizi ve nazarımızı şenlendirdi. Yol dere boyunca devam ediyordu ama biz sağdaki köprüden karşıya geçip or-manın içine daldık.
Seyrek ağaçların arasından geçen stabilize yolu takip ederek küçük bir platoya çıktık. Buralara bahar yeni geldiğinden yerler rengârenk kır çiçekleri, gür otlar ve yeşil çalılıklarla bezeliydi. Hava o kadar temiz, manzara öylesine güzeldi ki, arabadan inip derin derin nefes alarak etrafı seyretmekten kendimizi alamadık.
Tekrar yola çıktığımızda, kasabaya varmamız fazla zaman almadı. Yolun sol tarafında bahçe içinde küçüklü büyüklü evler olmasına rağmen arkadaşım sağdaki ilk eve varıncaya kadar devam etti. Bahçe kapısının önünde arabasını temizlemekle meşgul olan adamın yanında durdu.
Biz arabadan inince adam da işini bırakıp yanımıza geldi. Konuşkan biriymiş, kısa hoşamedî sırasında kasabanın tarihçesini ve işinden siyasetle ilgisine, belediye başkanlığına aday olmasına varıncaya kadar bütün hayatını özetleyiverdi. Ancak ondan sonra aklına geldi bizim meramımızı sormak.
“Hayrola, bu vakitte ne işiniz var böyle bir tali yolda?”
“Köprüyü görünce ara yoldan sapıverdik, yol bizi buraya getirdi.”
“Kimi arıyorsunuz?”
“Nurcuları.”
Allah Bize Yeter \ 89
“Okuyucuları mı, yazıcıları mı?”
“Kasaba Nurcuların bol olduğu bir yer galiba?”
“Burada bütün İslâmî cemaatler var, ben de hepsini biliyorum. Siz hangisini aradığınızı söyleyin yeter.”
“Okuyucuları.”
“Onların hangi grubunu arıyorsunuz?”
“Hepsi var mı?”
“Ekseriyeti var?”
“Şu anda bize en yakın olan yeri tarif edin.”
“Doğru gidin, sağdan üçüncü sokağa girin. Sağdaki beşinci bina onların dershanesidir.”
“Teşekkür ederiz.”
Güneş batmış, hava kararmaya başlamıştı. Mesafe yakın, tarif de net olduğundan dershaneyi zorlanmadan bulduk. Kapıda karşılaştığımız gençlerle birlikte içeri girdik. Dershanenin vakfı ile görüşüp ziyaret maksadımızı anlattık. O da bize binayı gezdirip günlük işleyişi anlatarak çatı katındaki misafirhaneye çıkardı.
Kasaba şartlarına göre oldukça büyük ve iyi tefriş edilmiş bir binaydı burası. Birinci kat ders salonu olarak tanzim edilmiş, yerlere boydan boya halı döşenmiş, kenarlara aynı renk ve desende çekyatlar sıralanmıştı. Ondan sonraki katlar talebelere tahsis edilmiş, çatı katı da misafirlere ayrılmıştı.
Yatsıya kadar vakit mutat meşguliyetler, hazırlıklar ve isti-rahatle geçti. Namaz için birinci kata indiğimizde salonun hayli kalabalıktı. Vakıf, bizim misafir olduğumuzu söyleyince samimî bir ilgi halkasının içinde kaldık ve etrafımızdaki insanlarla ayaküstü tanışıp sohbet ettikten sonra namaza dur-
90/Allah Bize Yerer
Namazı ve tesbihatı müteakip ders yapacak kişi kü geçip bir kitap aldı. Vakıf, onun elindeki Risaleyi herkese ğıtılmaya başlanınca anladık, bu dershanenin Sungur yin adı ile anılan gruba ait olduğunu.
Bu usul, Mustafa Sungur’un ders yapma tarzı idi. istanbul şişli satilik daire O okur, ken cemaat elindeki kitaptan takip ederdi. Bir süre sonra ce. maatin içinden birisine okumasını söyler, o biraz okuyunca bir başkasını söyler ve ders bu şekilde devam ederdi. Böyle-ce bir ders sırasında sekiz on kişi derse fiilen iştirak etmiş olurdu.
Kitaplar dağıtılırken arkadaşa bu usulü anlattım. Biz de verilen kitapları aldık. Bir zatın daveti üzerine kürsüye yakın kanepelerden birine oturduk. Ders yapacak kişinin söylediği sayfayı bulup imanı bahsi açtık ve dikkatle takip etmeye başladık.
Ders zaman zaman yapılan kısa izahlarla bu şekilde bir saat kadar devam etti. Arada çay içilirken salonun değişik yerlerinde küçük sohbet grupları teşekkül etti. Bizim etrafımızdaki sohbet halkası sık sık değiştiğinden cemaatin ekseriyeti ile tanıştık.
İkinci derste kitap dağıtılmadı. Kürsüye geçen vakıf, başka bir Risaleden, birinci dersteki bahsin mütemmimi mahiyetinde imanı bir bahis okudu. Dersin sonunda hafta içinde yapılacak derslerin yerlerini, zamanlarını duyurdu ve bir aşr-i şerif okuyarak dersi bitirdi.
Cemaat bizimle ve birbiri ile vedalaşıp üçer beşer çıkarken biz arada tanışamadığımız kişilerle tanıştık. Ardından dershanede kalan talebelerle konuştuk. Onlar da birer ikişer müsaade isteyip odalarına çıkınca vakıfla baş başa kaldık.
Allah Bize Yeter \ 91
İsparta’da yetiştiğini söyleyen vakıf, samimi ve cana yakın bir arkadaştı. Cemaatı meseleler hakkında konuşmayı pek sevmiyor olmalı ki, sadece içinde bulunduğu gmpla ilgili sorularımıza cevap verdi. Diğer gruplarla münasebetlerinin olmadığını, buna pek ihtiyaç da hissetmediğini söyledi.
Biz, cemiyetin değişen şartlarını ve hayatın hızla artan zorluklarını hatırlatarak bazı müşterek meselelerde onlarla ortak hareket etmeleri gerektiğini söylediğimiz zaman, ondan da diğerlerininkine benzer bir cevap aldık.
“Hasbünallahü ve ni’me’l-vekîl.”
Uzun yoldan geldiğimizi hatırlatarak bir ihtiyacımızın olup olmadığmı soran vakıfa biz de aynı ayet-i kerimeyi terennüm ederek cevap verdik. O sükût edince müsaade isteyip misafirhaneye çıktık.
Biraz yorgun görünen ve pijamasını giyerek istirahate çekilmeye hazırlanan arkadaşım, benim öyle bir hareket içinde olmadığımı fark edince durdu. O bana, ne yapmak istediğimi sormadan ben sıcağı sıcağına kanaatlerini öğrenmek istedim.
“Ders hakkındaki kanaatin nedir?”
“Değişik bir tarz.”
“Ya cemaat?”
“Hayret verici.”
“Neden?”
“Muhtemelen devletin bile kütüphanesinin olmadığı, varsa bile ödev yapacak talebelerden başka kimsenin gitmediği bu küçük taşra kasabasında, haftanın muayyen günlerinde bu kadar insanın, Said Nursî’nin kitaplarını okumak veya dinlemek için buraya gelmesi elbette hayreti muciptir.”
92/Allah Bize Yeter “Haklısın.”
“Bunlar kemiyet itibariyle en büyük grup olmalı ” “Öyledir.”
“Keyfiyet cihetleri, kemiyetleri kadar büyük görünmüyor' “Nasıl vardın bu kanaate?”
“Ders arasında ve sonunda konuşulanlara kulak kabarttım, hep şahsî meseleler ve okunan bahis üzerine yapılan yorumlardı. Devletle, milletle, cemiyetle, insanlıkla ilgili meseleler hiç medar-ı bahs edilmedi.”
“Edilmeli miydi?”
“Edilmeliydi.”
“Edilmeyişini nasıl yoaımluyorsun?”
“Bana göre bu hâl, ilgi eksikliğinden ve keyfiyet kifayetsizliğinden ileri gelen İçtimaî bir zaaftır.”
“Üstad ‘Her bir adam vatanıyla, millet, hükümetle alâkadardır’ diyor.”
“Bu sözden, ‘Nur talebeleri de gerektiğinde vatanla, milletle, hükümetle ilgili meselelere alâka duymalıdır’ manası çıkmaz mı?”
“Çıkar.”
“Bu cemaatte o alâkadarlık pek yok.”
Yoğun ve yorucu geçen günün ardından yapılan kısa değerlendirmeden çıkan netice; manevî şahsiyetin mühim bir uzvu olma özelliği taşıyan cemaatin, tek başına şahs-ı manevîyi teşkil ve temsil edemeyeceği şeklindeydi. O günün hülâsası olan bu kanaati de yatmadan önce alelacele hafızamıza kaydettik.
Allah Bize Yeter \ 93
Ertesi gün de yine muayyen vakitteki ibadetlerle başladı. Cemaatle eda edilen sabah namazının, tesbihatın ve okunan Esınaü’l-Hüsna duasının ardından yapılan Risale-i Nur dersleri kuşluk vaktine kadar sürdü.
Hayatın akışı içinde bazı hareketlerin mutat bir hal alması, insanın dikkatini zayıflatıp istifadesini azaltacağından, her safhası hususi dikkat isteyen bu müşahede seyahatinin yeknesak hale gelmesi hem seyahatin zevkini kaçıracak hem de farklı müşahedelerde bulunmamızı zorlaştıracaktı.
Bunu bildiğimizden, daha önce her sabah erkenden harekete geçtiğimiz halde o gün bir süre dershane sakinleri ile sohbet ettikten sonra müsaade isteyip odalanmıza çıktık. Öğleye doğm kalkıp aşağıya indiğimizde vakıfı bazı cemaat mensupları ile birlikte bizi beklerken bulduk. Biz teşekkür etmeye hazırlanırken müdebbir, hâl hatır sohbetini başlattı.
“Nasıl, biraz dinlenebildiniz mi.?”
“Teşekkür ederiz.”
“Bizsizi biraz daha dinlendirmek istiyoaız.”
“Şu vakte kadar uyumuşuz. Bu yeter de artar bile.”
“Uyku bedeni dinlendirse de ruhu dinlendimıez.”
“Ruh neyle dinlenir.?”
“İbadet, tezekkür, tefekkür ve temaşa ile.”
“Onları biz yolda da yaparız.”
“Yolda yapacağınız şeyler buradakinin lezzetini vennez.” “Teklifiniz nedir.?”
“Piknik yapmak. ”
“Sizi meşgul etmiş olmayalım.”
“Sizi bahane ederek biz de piknik yapacağız.”
94/Allah BizeYecer
Teklif cazip, izah makul, muhataplarımız samimî idi Bi^ de acilen gitmemiz gereken bir yer olmadığı için bu maalmemnuniye tabi olduk. Eşyalarımızı alıp arabaya bindii; ve onları takip ettik.
Kasabayı çıkınca kendimizi gittikçe kabaran kesif bir to? bulutunun içinde bulduk. Mihmandarlarımız mesire yerinde daha fazla zaman geçirmek için gaza bastıkça biz arkada toza bulandığımızdan etrafa bakmak bir yana, yolu görmekte bile zorluk çektiğimizden kaza yapmadığımıza şükrettik.
Piknik yerine geldiğimizde, arkadaşlar bizim arabanın renginin değiştiğini görünce yaptıkları hatanın farkına vardılar. Bir ikisi arabayı yıkayarak o hayatı telafi etmeye çalışırken diğerleri hazırlıklara başladılar. Bize de keşif turu yapmak kaldı.
Etrafta araba, fabrika, atölye, otoyol gibi sun’î gürültü vasıtaları olmadığından, uzun süre sükûnetin sesini dinledik. Kuş cıvıltılarına karışan su şırıltıları arada bir hızlanan rüzgârla kesilince fasıl heyeti nota değiştirmişçesine farklı sesler yükseliyor, çok geçmeden onlar da yerlerini yeni seslere bırakıyordu.
Seyrek ağaçlar ve sık çalılıklar arasında bir saat kadar devam eden keşif turundan sümr içinde döndüğümüzde her şey hazır gibiydi. Biz de boş su kaplarını çeşmeden doldurup gelerek hazırlıklara katkıda bulunduk ve ziyafetten de, ibadetten de, dersten de tefekkürden de nasibimizi aldık. Sıra çay faslına gelince sohbeti arkadaşımın sorusu başlattı.
“Siz buraya her gelen misafiri böyle ağırlar mısınız?”
“Bu bir istisna.”
“Neden?”
Allah Bize Yeter \ 95
.girincisi, misafirler ekseriyetle güzün ve kışın geldiklerin-mevsim şartlan piknik yapmaya müsait olmaz. İkincisi, 1^^ aylarda çoğu zaman biz burada olmayız.”
“Üçüncüsü da var mı?”
“Var elbette. Üçüncüsü ve en mühimi, yaptığınız işe ver-(jigimiz ehemmiyet.”
“Biz, cemaatlere hariçten bakan seyyar müşahitleriz.”
“İyi ya işte, bizim de kendimize çeki düzen vermek için dışarıdan nasıl göründüğümüzü bilmeye ihtiyacımız var.”
“Muhtemelen müşahedelerimiz mahfuz kalacak.”
“Umumu ilgilendiren hiçbir kanaat mahfuz kalmaz. Velev ki kalsa bile bizim zararımız olmaz. Çünkü maksadımız Allah’ın rızasıdır.”
“Allah razı olsun.”
“Âmin.”
0 cemaatin, umumî istişare toplantılarına da katılan mahallî temsilcileri ile Nur hareketinin içinde bulunduğu imkânlar ve karşı karşıya kaldığı zorluklar hakkında yaptığımız sohbet bu minval üzere bir süre daha devam etti.
0 gün bizim için gerçekten müstesna bir gün oldu. Hem farklı yerler gördük, hem mahallî lezzetler tattık, hem de yeni insanlar tanıdık. Çok geç olmadan en yakın kasabaya veya şehre varmak üzere oradan ayrıldığımızda bedenen zinde, ruhen mesrurduk.
Tali yolda kaybettiğimiz zamanı, ana yolda telafi etmek için hızlanmaya hazırlandığımız sırada fark ettik yolun kenarında bekleyen genci. İlerideki bir yerleşim merkezine gitmek için beklediği her hâlinden belli idi. Böyle bir yoldan o
96/Allah Bize Yeter
vakitte otobüs, minibüs, taksi gibi umumî gibi vas geçme ihtimali olmadığından ilk bakışta onu otostop ya^'"' bir maceracı zannettik.
Niyetimiz gaz kesmeden geçip gitmekti ama yaşlaştıkç, onun maceraperest birine benzemediğini anladık. O bizi dil;, katle takip etmekle birlikte otostop işaret yapmadı. Yolda başka araba olmadığından biz de onu orada bırakıp gitmek istemedik ve yanında durduk.
Biz ona en yakın şehrin ne kadar uzakta olduğunu sorduk. O da istediğimiz takdirde bizimle gelip mihmandarlık yapabileceğini söyledi. Onun vasıtaya, bizim de mihmandara ihtiyacımız vardı.istanbul şişli satilik daire Bu rastlayışı iki taraf için de tevafuk sayarak arabaya aldık.
Konuşkan bir kişi değildi. Gideceğimiz şehirde üniversite tahsili yaptığını, yola yakın köylerden birinde yaşayan ailesini ziyarete geldiğini, bu vakitte araba olmadığını bildiği hâlde yarınki imtihana yetişmek için ‘Tevekkeltü alellah’ diyerek yola çıktığını ancak biz sorunca söyledi.
Biz kendimizi tanıtıp seyahat maksadımızı izah edince rahatladı. Nur camiasını bütün yönleri ile bilmese de pek yabancı sayılmayacağını, birkaç arkadaşı ile birlikte “ışık evleri ”nde kaldığı için zaman zaman o hususlarda sohbet ettiklerini anlattı.
Sohbet samimî bir havaya girdiği için zamanın nasıl geçtiğini pek anlayamadık. Şehre geldiğimizde vakit gece yarısına yaklaşmıştı. O bizi kaldığı evde misafir edebileceğini söyleyince otel aramaktan vazgeçtik. Evin sorumlusu olan gençle ayaküstü tanıştık ve gösterilen odada istirahate çekildik.
Sabahleyin namaza imam olarak adlandırılan sorumlu genç kaldırdı. O genç imam oldu, diğer talebelerle birlikte
Allah Bize Yeter \ 97
galonda sabah namazını cemaatle eda ettik. Namaz tesbiha-ardından İsm-i Azam duasını makamlı bir şekilde koro halinde söyleriler, biz daha önce böyle bir söyleyişe şahit ol-ıiıadığımızdan dinlemekle iktifa ettik.
Namazı müteakip birlikte kahvaltı yaptık. Gençler okula gitnıek üzere bizimle vedalaşıp ayrılırken fakülteyi bitirdiği halde bir işe girmeyen ve bu evin idaresi ile meşgul olan imam sofrayı toplamaya başlayınca arkadaşım ona yardım etmek maksadıyla kalktı. Bana da etrafa göz gezdirmek kaldı.
Mensupları tarafından “ışık evi” olarak adlandırılan yer bü^oikçe bir daireden ibaretti. Üç oda çalışma ve yatma odası olarak tanzim edilmiş, salon da ibadet ve sohbete ayrılmıştı. Odalarda talebelerin ders kitapları vardı. Salondaki küçük kütüphanede de kalanların okumakla mükellef oldukları cemaati yayınlar, günlük gazete ve aylık dergiler vardı.
Salonun kenarlarına çekyat tipi koltuklar konmuş, yanla-rma iç içe geçmiş sehpalar yerleştirilmişti. Salonun dip tarafında televizyon, altında teyp vardı. Sehpanın raflarına vaaz kasederi, video bantları sıralanmıştı. Seccade, takke, teşbih, sarık, cübbe gibi namaz malzemeleri kapalı bir dolaba konduğundan etrafta başka bir şey görünmüyordu.
Ben kütüphanedeki kitaplara bakarken, ilmihâl kapağının içinde Risale-i Nur külliyatından Lem’alar kitabını görünce şaşırdım. Diğer kitapların arasında kapağı değiştirilmiş Risale ararken imam ve arkadaşım yanıma geldiler.
Onlar mutfakta birbirleri ile iyice tanışmış olmalılar ki bata da kendimi tanıtmamı söylediler. Ben “Ete kemiğe büıiin-flüm, Yunus diye göründüm.” misalî bir şeyler söyledikten sonra imama şehirde ne gibi hizmetler yaptıklarını sordum.
istanbul şişli satilik daire sundu..