istanbul şişli satilik daire ve allah bilgileri

istanbul şişli satilik daire ve allah bilgileri

 evet arkadasalr sizlee bugn yine istanbul şişli satilik daire diyorki (486)Hac Sûresi, âyet; 32. Kaadı İyaz (r.h.) Şifa'ya dcrccttiği bu hadise haldanda sekfıtlnlıh Mukteda bihi'l'Ümmet olan imamlarından dofıru olduğuna dair bir eser, bir ictihsd. bir Ichırlatid» madiğini gösteren eski Dinayet İçleri Reislerinden Ahmet Hamdi Aksekili ‘‘Hafcmü / Enbıyıtııttu en çirkin bir "İsnadın Reddiyesi" adlı makalelerden mülcçckkil 75 Shf bir eser yarmıjtır Ondifia rilcn kaynaklara ve onların göslerilcn kısımlarına bakılırsa görülür kı Resû/u//a/ı (.sıllıHı/iuıkjl» •.cilan) lıakkınclii rısaycl edilen hadisenin rivayeiının hem senedindi' lıcııı de nuiııâsındavc /aTıyyct vardır, üu rivayet MUrscl-ı Satiabi chadıır. Böyle hu nvaşvllc Isl.îm dininin kııaıvSır* İcma-ı Ümmet vc onların muhalif olmayan Kıyas ı Fuakaha delillerine dayanan Itikad ve Amclta*» Peygamberin derecelerine leke getirecek şekilde ta’n edenlerin suallerinden biri de. Yunus (aJeyhissclâm)’ın kıssasındaki rivayet edilen husustur. Şöyle ki;
Yunus (aleyhisselâm), kavmini Rabbinden gelecek olan a/abla korkutmuş idi. Onlar tevbe ettiler. Kendilerine verilecek azap, tevbelcri kabul olunduğundan verilmediği için. Yunus (aleyhisselâm) şöyle dedi;

“Ben onlara yalancı olarak ebediyyen dönmem,” (488). Iş bu sözü söyledi ve öfkelenerek çekip gitti. (Buna ne denir?).
Bu konuda, rivayet edilen haberlerden hiçbir haber yoktur ki. Yunus (aleyhisselâm), kendi kavmine Allah, sizi muhakkak helâk edecek demiş olduğunu beyan etsin. Rivayet edilen husus ancak. Yunus (aleyhisselâm)'ın kavmine helâk olmalan için beddua etmesidir. Beddua ise, doğruluğu ve yalan olması hususu kendisinden istenecek bir haber değildir. Fakat Yunus (aleyhisselâm) kavmine size yarın filan vakitte azap gelecektir, demiştir. Azabın gelmesi Yunus (aleyhisselâm)'m dediği gibi idi. (Ancak ne var ki, gök şiddetli bulutlarla kaplanınca, kavmi iman edip tevbe etti). Allah da onların azabını kaldırdı. Onları azaptan kurtardı. Nitekim Allahü Tcâlâ bu hususu şöyle beyan buyurmuştur;
“Azab inmeden önce, iman edip de bu imanları kendilerine fayda vermiş bir memleket halkı bulun.saydı ya! Ancak Yunus’un kavmi iman edince, dünya hayatında o perişanlık azabını kendilerinden kaldırdık ve bir müddete kadar faydalandırdık” (489).
Yunus (aleyhisselâm)'\n kavminin, azabın alâmet ve işaretlerini gördükleri rivayet olunur. Bu görüşü Um Mesud (mdıyallahu anh) onc sürmüştür. Said b.Cübeyr (rahimehullah) diyor ki.
“Onları, kabrin üstüne örtülen örtü kabri kapladığı gibi, azap kaplamıştı.” Bir rivayette ise, “Gökteki bulut ayı kapladığı gibi onları azap kaplamıştı.” (İman edince Allah onlardan bu azabı kaldırdı.)
Abdullah b. Ebu Şerh, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve scllcm)'e vahiy kâtipliğini yapıyordu. Sonra dinden çıkıp Kureyş kâfirleri yanında yer aJıp onlara şöyle dedi: Ben Muhammed'ı (aleyhisselâm)
Bir Hıristiyan Müslüman olduktan sonra Peygamber (aleyhisselimjı vahiy kâtipliği yapardı. Sonra dinden çıkıp, ınürted olduğunda şöyleiı-meye başladı:
—Muhammed, ben kendisine ne yazarsam ancak onu anlardı. Bini-vayette ise şöyle derdi: Muhammed (aleyhisselâm) benim yazdığımıaj. lamazdı (491).
Allah bizi hak yol olan İslâm yolu üzere sabit kılsın. Allah, hakkı hatıla karıştırmamız için bize vesvese vermesine şeytana fırsat vermKin, ' Gerçekten böyle bir hikâyenin mU’min olanın kalbine şek vcşûphedâ şıirmemesi gerekir. Çünkü bu sözler, dinden çıkan, Allah’ı inkâr edip küfreden kimsenin iftirasıdır. Biz herhangi bir kötü ha re ketle it ham olunan Müslumanın verdiği haberi kabul etmiyoruz. Kaldı ki. Allah'aıe Resulüne böyle kötü hareketten daha büyüğünü iftira eden birkâfiriıı' sözlerini kabul edelim.
Akl-ı selim sahibi olan kimsenin içini böyle şeyin meşgul etmesineıa accüb edilir. Çünkü bu sözler kâfir olan bir düşmandan sadır olmı;; tur. Bu sözleri din düşmanı olan, Allah’a ve peygamberine iftiraedei kimse .söylemiştir. Müslümanlardan biri bunu söylememiştir. Sahahtl Icrden hiçbiri de, .söylediği ve Peygamber (olcyhisselâınju iftiraelti^ıhr husu.sa şahid olduğunu zikrcimemiştir. Allahü Teâlâ buyuruyorki
(49fl) İmam tim Cfriru'l-Tahcri’nm Ikrıme'dcn tahrif- cilifmi İmam Sııyûli kaydi'imölir.
(4S»İJ İmam litıluni ■ Salıîlı; Kilal>u‘l -Mt ııakıh-ltal)iı Al.ımaim Nılhıivvciı rriMâmUıf*' Malik fr.a./ dan lahrıe cınıışlır.
“Yalanı, ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte bunlar, asıl yalancı olanlardır" (492).
Enes (radıyallahu anlı)'dc\\ rivayet edilen lıadîslc husus ve rivayet ettiği konunun zahirinde, Enes (radıyallahu an/ı/in, bunları söyleyeni gör-dıığünc delâlet edecek hiçbir şey yoktur. Belki de Enes (radıyallahu anh) başkasından işittiğini nakletmiştir. Bnnım içindir ki, Bezzar, Enes (ra-dıyallahıı anh)'\cn rivayet edilen hadîsi illetli görmüştür ve hadîsi Sabit rivayet etti diyerek ona mutabaat etmemiştir. Yine Bezzar, hadîsi Enes (radıyallahu <m/?)'den Humeyd rivayet etmiştir, zannedersem Humeyd hadîsi Sabiı'ien işitmiştir, diyerek hadîsi tedlis etmiştir.
Kadı Ebıı’l-Fadl lyaz (ralıınıelnıllah) diyor ki; Bünun içindir ki, — Allahu âlem— (Buhar!, Muslini ve diğerleri gibi) altı sahih kitap sahipleri Sabit'lcn ve Hıınıeyd'dcn rivayet edilen bu hadîsi lahriç etmemişlerdir. Bunların hepsinin lahriç ettikleri hadîs ise, Abdullah h. Üzeyr b. Refi (radıyallahu anh)'\n Enes (radıyallahu anh)’xen rivayet ettikleri sahih hadîstir. Biz bunu daha önce zikrettik ki, bütün rivayet etliklerinde mürted olan Hıristiyan’ın sözünün dışında, bu konu hakkında kendisinin söylediği hiç bir şey yoktur. Eğer bu rivayet sahih olmuş olsaydı, oıuııı mazmununda, Peygamber (aleyhısselâm)n vahyedilen hukuk hakkında O’na ta’n olmazdı. Peygamber (aleyhisselântja unutkanlık, hata vapmak, tebliğ etliği hususta tahrif etmek gibi şeyleri ona isnad etmek caiz olmazdı. Peygambere velim etmeyi isnad etmekle ona ve Kur’ân-ı Kerim’in Allah tarafından gelen bir nazım olduğuna da ta’n edilmezdi. Çünkü bu rivayet farz-ı muhal sahih olmuş olsaydı, şu husustan öteye geçilmezdi: Peygamber sözünü tamamlamadan vahiy kâtibi ona “Ali-mün Hâkim" der veyahut yazar. Bunun üzerine Peygamber (aleyhisse-lâın) da, ona, yazdığın gibi veya söylediğin gibidir buyurur.
Kâtibin, dili veya kalemi, bir kelimeyi veya iki kelimeyi, Peygamber (alcvhi5selâm)a vahyedilen âyetteki bu iki kelimeyi, peygamber açıkla-nıazdan yazmıştır. Çünkü kâtibin, güzel hissetmesi, süratle anlaması ve ibareyi iyi bilmesinden söylenilen söz bitmeden sonunun ne olacağına kudretli olması, böyle bir şeyin vukuunu iktiza ettirir. Çünkü peygamberin daha evvel yazdırdığı hususların bu bir veya iki kelime ile .sonuçlanacağım bildiriyordu. Tıpkı âlim olan kimseye hu husus kolay gelmesi gibi ki, o bir beyti işittiği zaman hemen fikri onun kafiyesine sebkal eder. Veyahut, güzel olan bir söze başlandığı zaman .sonunun ne olduğunu anlıyor. Bu husus, başlangıcı sonuna delâlet etmeyen her konuşmada olmaz. Tıpkı, başlangıcı sonuna delâlet etmeyen, her âyet ve sûrede ol-ınadığı gibi. (Bu husus ancak başlangıcı sonuna delâlet eden cümlelerde vaki olur).
istanbul şişli satilik daire yazdı ve sundu..