istanbul şişli satilik daire ve insan felsefeleri

istanbul şişli satilik daire ve insan felsefeleri

 bugün en güzel yazıları yazn istanbul şişli satilik daire sizlere allah hakkında güzel bilgiler verecek bakalım istanbul şişli satilik daire ne demiş ğe teslis (trinite) fikri sokuldu. Baba-oğul-rûhülkuds diye akl mantığın kabûl edemiyeceği bir îmân sistemi te’sîs edildi [kuruldu? Hakîkî Încîl gayb olduğu için, sonradan ba’zı kimseler, İncüler yazd 1ar. (m. 325) senesinde toplanan İznik rûhban meclisi, mevcûd olalİ ellidört İncîlden elli adedini ibtâl etdi. Geriye dört Încîl kaldı. Bunlar Matta, Markos, Luka, Yuhannânın yazdıkları İncîllerdir. Bolüsün ya’ lanlan ve Eflâtûnun ortaya atdığı teslîs (trinite) fikri, bu İncillerde de yer aldı. Barnabas adındaki bir havârî, Isâ aleyhisselâmdan işitdikle-rini ve gördüklerini, doğru olarak yazdı ise de, bu Barnabas istanbul şişli satilik daire İncili yok edildi.
Büyük Kostantin, putperest iken, (m. 313) de hıristiyanlığı kabûl etmişdi. 325 de, İznikde, 318 papazı toplayıp, bütün İncillerin birleşdi-rilerek, bir Încîl yazılmasını emr etmiş ise de, papazlar, dört încîl bı-rakmışdı. Bunlara eski putperestlikden de birçok şey sokulmuşdu. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabûl etmiş, hıristiyanlık resmî bir din olmuşdu. [îsâ aleyhisselâmın İncilinde ve Bamabasın yazdığı İncilde, Allahü teâlânın bir olduğu yazılı idi.] İstanbul piskoposu Atnas, teslîs tarafdân idi. Aryüs ismindeki bir papaz, dört Incîlin yanlış olduğunu, Allahü teâlânın bir olduğunu, îsâ aleyhisselâmm. Onun oğlu değil, kulu ve Peygamberi olduğunu söyledi ise de, dinlemediler. Hattâ aforoz etdiler. Aryüs tevhîdi neşr etdi ise de, çok yaşamadı. Yıllarca. Atnas ve A^üs tarafdârlan, birbirleri ile mücâdele etdiler. Sonradan birçok meclisler toplanarak, mevcûd dört Încîlde, yeni yeni değişiklikler yapıldı.

446 [m. 1054] senesinde. Şark kilisesi. Roma kilisesinden ayrıldı. Roma kilisesine bağlı olan hıristiyanlara (katolik), Şark [İstanbul] kilisesine bağlı olanlara (Ortodoks) denildi.
Sonra, Alman papazı Luther Martin [m. 1483-1546], İtalyadaki papa onuncu Leona başkaldırdı. 923 [m. 1517] senesinde Protestanlığı kurdu. Bu papaz, İslâm dînine karşı da, çirkin hücûmlarda bulundu. Luther Martin ve Calvin, İncilleri dahâ da değişdirdiler. Böylece. akl ve hakîkat dışında, bir din meydâna geldi.
Endülüs müslimânlannm AvrupalIlara tutduklan ışık ile, Avrupa-da bir rönesans [İslâhât] hareketi başlamışdı. Müslimânlardan aklî ilmleri öğrenen Avrupalı gençler, akl ve mantık dışı olan hıristiyanlı-ğa karşı isyân etdiler. Hıristiyanlığa karşı yapılmış olan hücûmlar, îs-lâmiyyete karşı yapılamadı. Çünki İslâm dîni, teblîg edildiği günden beri, bütün temizliği ve sâfiyyeti ile durmakdadır. İçinde akla, mantığa ve Ume ters düşecek hiçbir fikr ve bilgi yokdur. Kur’ân-ı kerîm indirildiğinden beri, bir noktası bile değişdirilmeden, aynen muhâfaza edilmişdir.
Başda ingilizler olmak üzere, AvrupalIlar, hıristiyanhk akidesini [inancını] yaymak ve başka milletleri hıristiyanlaşdırmak için, misyoner teşkilâtlan kurdular. İktisâdı bakımdan, dünyânın en kuvvetli teşkilâtı hâline gelen, kilise ve misyoner teşkjj^^v akl almaz
bir fe’âliyyetin içerisine girdiler. Hıristiyanlığı, İslâm memleketlerinde yayabilmek için, korkunç bir İslâm düşmanlığı başlatdılar. İslâm memleketlerinin her yerine hıristiyanlığı medh eden, binlerce kitâb, mec-mû’a ve câsûslar göndermeğe başladılar. Bugün de, güzel memleketimizde, durmadan, hıristiyanlığı anlatan kitâb, mecmû’a ve broşürler dağıtılmakda, posta ile yurt dışından adreslere gönderilmekdedir. Böylece, sâf zihnleri bulandırmağa, îmânları bozmağa çalışmakdadır-1ar.
İslâm âlimleri, İslâm dînine zıd ne kadar görüş, fikr, felsefî düşünce ve akîdeler var ise, hepsine cevâblar vermişlerdir. Bu arada bozulan İsevîliğin yanlışlıklannı da, açığa çıkarmışlardır. Tahrîf edilen ve hükmleri yürürlükden kaldırılan semâvî kitâblara uymanın câiz olmadığını bildirmişlerdir. Dünyâda râhat ve huzûr içinde yaşamak, âhiretde de sonsuz se’âdete kavuşmak için, müslimân olmanın lâzım olduğunu açıklamışlardır. Papazlar, İslâm âlimlerinin kitâblanna ce-vâb verememişlerdir. İslâm âlimlerinin, bâtıl dinleri red için yazdığı kitâblar pek çokdur. Bunlar arasında, hıristiyanlara cevâb veren, ara-bî ve türkçe (Tuhfet-ül-erib), (İngiliz câsûsunun i’tirâflan), türkçe (Dıyâ-ül-kulûb), arabî ve türkçe (İzhâr-ül-hak), arabî (Es-sırât-üJ-müsfekûn), türkçe (Şems-ül-hakflca) ve (îzâh-ul-merâm), fârisî (Mi-zân-ül-mevâzîn), arabî (İrşâd-ül-hiyârâ) ve arabî ve fransızca (Er-reddül-cemil) kitâblan meşhûrdur. Bunlardan Harputlu İshak Efendinin**’ hâzırladığı (Dıyâ-ül-kulûb)u, bilhâssa protestan papazlannm İslâmiyyete karşı yazmış oldukları haksız yazılanna ve iftirâ’larma cevâbdır. Birinci baskısı 1293 [m. 1876] senesinde İstanbulda yapılmış olan bu kitâbı, 1987 senesinde, sâdeleşdirerek değerli okuyucula-nmızın istifâdesine sunduk. Her hangi bir kitâbdan öğrendiğimiz bir bilgiyi ve başka bir kitâbdan araya koyduğumuz ilâve>i köşeli parantez [] içine yazdık. Kitâbın muhtelif yerlerinde görüleceği gibi, papazlar kendilerine sorulan süâllere cevâb verememişlerdir. Bunun için, kitâbımıza (Cevâb Veremedi) ismini vermeği uygun bulduk. Bugün ellerde bulunan (Kitâb-ı mukaddes)de mevcûd ilm, akl ve ahlâk dışı yazılar meydândadır. Buna karşılık İslâm âlimlerinin akla, ilme, fenne ve medeniyyete ışık tutan yazıları da dünyâ kütübhânelerini dol-durmakdadır. istanbul şişli satilik daire Bu hakikati görmemek, bilmemek, günümüz insanı için özr olamaz. Şimdi, Muhammed aleyhisselâmın getirdiği İslâm dîninden başka din arayanlar, âhiretde sonsuz azâbdan kurtulamıyacaklar-dır. Kitâbımızda, âyet-i kerîmelerin ma’nâlannı yazarken, (Meâlen buyuruldu) denilmekdedir. (Meâlen) demek, (Tefsir âlimlerinin bildirdiklerine göre) demekdir. Çünki, âyet-i kerîmelerin ma’nâlannı, yalnız Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” anlamış ve Eshâbına rmişdir. Tefsir âlimleri, bu hadîs-i şerifleri, münâfıkların, mül-^n ve zındıkların uydurduklan hadîslerden ayırmışlar, bulama
tlu İshak efendi, 1309 [m. 1891] de vefât etdi. Kabri, Fâtih C§
Selâm ve düâlar, Onun “sallallahü aleyhi ve sellem” Al' Eshâbmın mubârek kalblerine hediyyemiz olsun! Onlar
teâlânın râzı olduğu, se’âdet ve kurtuluş yolunu gösteren birer^^ dâyet yıldızlarıdır. Herbiri, dîn-i islâmın yayılması için, mallarını cânlannı fedâ etmişlerdir. (Kelime-i tevhîd) (Allah Birdir) hak sö zünü dünyânın her yerine götürerek teblîg etmişlerdir.
Akl sâhibi olan herkesin açıkça gördüğü gibi, kâinâta ibre nazarı ile bakıldığında, kâinâtdaki bütün işlerin ve hâllerin bir ni zâm [düzen] içinde, değişmeyen kanûnlara bağh olduğu görülü] O kanûnlan koyan ve aynı şeklde hıfz eden bir Hâlıkın [yaratic nm], ya’nî vâcib-ül vücûd olan, AUahü teâlânın lâzım olduğ akl-ı selîm sâhibi olanlarca hemen anlaşılır. İşte cenâb-ı Hak, b mebde-i evvel (Her şeyin ilk başlangıcı) ve keyfiyyeti, nasıl oldı ğu akl ile anlaşılamıyan, ezelî ve ebedî olan, mutlak yaratıcıdı O, bütün kemâlâtı ve üstünlükleri kendisinde toplamışdır. Eha dir, ya’nî zâtında, fi’Uerinde ve sıfatlannda birdir. Benzeri yo dur.
AUahü teâlâ birdir, ezelîdir, ebedîdir ve kadîmdir. Her düı değişmekden uzakdır. Ondan başka her şey, bu varlık âlemine zemân geçmesi ile eskiyerek bozulur ve değişmelere uğrar, teâlâ ise, her dürlü değişiklikden beridir, uzakdır. O. hiç değişini “Bir, bir dahâ, iki eder” sözü zemânla hiç değişmiyeceği gibi, a 1ar ve zemânın geçmesi de, AUahü teâlânın birUğini, ilmini ve kı retini değişdirmez.
Akl gibi bir ni’met verilmek ile, diğer mahlûklar içinden se miş olan insan, yeryüzünde yaratıldığmdan beri, AUahü teâlâ var olduğunu anlamakdadır. Bu hakikat, her din ve mezhebde, ğişik bir şekl ile açıklanarak, ortaya konmuşdur. Fekat, insanle aklları değişik, anlama kâbiUyyetleri farklı olduğundan, herkes ratıcıyı aradığında, Onu kendi tabiatına, meşrebine, ilm ve idr< na uygun bir tarzda tesavvur etmişdir. Onu kendi anlayışına meşrebine göre ta’rîf etmişdir. Çünki insan, aklının aczi ve noks hğı sebebi ile anlamadığını, bilmediğini, bildikleri gibi sanmış Hakikati bulduk diyenlerin çoğu, mecûsîlik, putperestlik gibi ; rin, bâtıl şeylerin tam içine dalmışlar, bu sebeb ile şirk ve dalâî düşmüşlerdir.
İnsan, kendi noksan aklı ile, mutlak yaratıcıyı anlıyamıya ğından, merhametlilerin en merhametlisi olan AUahü teâlâ, asrda, her kavme Peygamberler göndermişdir. Böylece, işin h£ katini, doğrusunu insanlara öğretmişdir. Sa’îcüerH^-îmân ederek kurtuldular, dünyâ ve âhif^*
Bedbaht, tâli’siz olanlar ise, i’tirâz ve inkâr ederek, hüzn ve hüs-rânda kaldılar.
Her Peygamberin, yaşadığı asr, bulunduğu yer ve gönderildiği kavmin hâlleri, âdetleri, başka başkadır. Her Peygamber, Allahü te-âlânm varlığını ve birliğini insanlara öğretirken; insanlarm dünyâ ve âhiret se'âdetlerine vesile olacak ba’zı ahkâm ve ibâdetleri de beyân etdi. Târîhcilere göre, mîlâddan takriben binaltıyüzelli sene önce, Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâmı Peygamber olarak gönderdi. Mû-sâ aleyhisselâm, kendinden önce gönderilen Âdem, Nûh, Îdrîs, İb-râhîm, İshak ve Ya’kûb “aleyhimüsselâm” gibi Peygamberlerin, kendi zemânlarmda, kendi kavmlerine öğretdikleri, Allahü teâlâ-nm varlığı ve birliği akidesini ve imân edilecek diğer şeyleri. Benî İsrâîl kavmine öğretdi. Farz olan ibâdetleri ve muâmelâta âid hükmleri de, heryere yayarak. Benî İsrâîli şirkden sakmdırmağa çahşdı. Mûsâ istanbul şişli satilik daire aleyhisselâmdan sonra. Benî İsrâîl çeşidli belâ ve karışıklıklara uğradı. Çünki, Mûsâ aleyhisselâmm öğretmiş olduğu, îmân esâslannı terk ederek, dalâlete düşdüler. Bunun üzerine Allahü teâlâ, îsâ aleyhisselâmı, peygamber olarak. Benî İsrâîle gönderdi. îsâ aleyhisselâm, AJlahü teâlâmn varhğı ve birliği demek olan, tevhidi ve diğer îmân esâslannı yayıp, öğreterek, doğru yoldan aynlanların hidâyetine çahşdı ve Mûsâ aleyhisselâmm dîhini kuwetlendirdi.
îsâ aleyhisselâmdan sonra, Ona tâbi’ olanlar, dahâ önce Benî İsrâîlin doğru yoldan ayrıldıkları gibi, îsâ aleyhisselâmm bildirdiği doğru ûnândan aynidılar. Dahâ sonra, günbegün încü demlen ki-tâblar ve hıristiyanlığa âid risâleler yazdılar. Değişik yerlerde çeşidli rûhban ceraiyyetleri teşekkül ederek, birbirlerine temâmen zıd karârlar aldılar. Böylece birbirinden temâmen farkh yetmişiki fırka ortaya çıkdı. Bunlar, tevhîd esâsım ve îsâ aleyhisselâmm dînini temâmen terk etdiler. Çoğu putperest ve kâfir oldu. Bunun üzerine Allahü teâlâ, sevgilisi ve Peygamberlerin en üstünü olan Muhammed aleyhisselâmı, âhir zemân Peygamberi olarak, yer yüzüne [insanlara] gönderdi.
Mûsâ aleyhisselâmm teblîg etdiği dînin emrlerinin çoğu zâhir amellere ve Isâ aleyhisselâmm emrlerinin çoğu da, kalb bügUerin< âid idi. Bunlann her ikisini de, kendinde toplayan, eri kâmil, en soj ve en mükemmel (üstün) din olmak üzere, Allahü teâlâ, İslâ yeti ve bu dîne mahsûs olan kitâbı (Kur’ân-ı kermı)i Muhan aleyhisselâma indirdi.
Allahü teâlâ şâın yüce Peygamberimize, melek vâsıtası vahy göndererek, bütün insanlara, Mûsâ aleyhisselâmm dînil emr etdiği zâhirî amellerden ve îsâ aleyhisselâmm dîninin emr;
diği bâtını edeblerden asra ve zemâna uygun olanlar,.
istanbul şişli satilik daire yazdı ve sundu.