istanbul şişli satilik daire ve insan felsefeleri99
sizlere en güzel yazıları yazan istanbul şişli satilik daire çok çalıstı ve bugün istanbul şişli satilik daire diyorki îmân, ya’nîAllahü teâlânın birliği akidesi, bütün semâvî dinle de başka başka olmayıp, hepsi, tevhîd esâsı üzerine kurulmuşdur Dinlerin aralarındaki fark, sâdece ibâdet bilgilerindedir. îsâ aleyl hisselâm göğe çıkanidıkdan seksen sene geçinceye kadar, Allahü teâlânın varlığı ve birliği akidesinde, aslâ bir ihtilâf ve çekişme ol-mamışdır. Bütün havârîler ve onlara tâbi’ olanlar ve tebe’-i tâbi’le-ri, Încîlde açıkça bildirilmiş olan Allahü teâlânın birliği akidesi üzere yaşamış ve öylece de vefât etmişlerdir. İbtidâ yazılan üç İn-cîlin [Matta, Markos, Luka] hiçbirinde (teslis), ya’nf hıristiyanlar-daki baba, oğul, rûh-ül kuds, üçlü inancına dâir tek bir harf dahî yokdu. Sonra Yuhannâya nisbet edilen dördüncü İncîl, yunanca olarak ortaya çıkdı. Bu Încîlde, Yunanfelsefecilerinden Eflâtûnun fikri olan üç (uknûm) [üç asi, esâs varlık] ihtivâ eden ibâreler görüldü. O zemân, İskenderiyye mekteblerinde. Yunan felesoflanmrı Ravâkıyyûn ve işrâkıyyûn felsefeleri ve sözleri üzerine münâzars ve mücâdele devâm ediyordu. [Ravâkıyyûn (Stoicism); Mîlâddar üç asr önce Atinada Yunan felesofu Zenon tarafından kurulan br felsefe mesleğidir. İşrâkıyyûn: Pisagor tarafından kurulan felseh mesleğidir. Bu iki felsefe hakkında ileride bilgi verilecekdir.] Eflâ tün tarafdân kimseler, Yuhannâ İncilinin revâc bulmasını istedileı Ancak o zemâna kadar, îsâ aleyhisselâmın dîninde hâşâ (Allah üç dür) diye bir söz işitilmediğinden, îsâ aleyhisselâmın dînine int nanlar, bunu kabûl etmeyip, şiddet ile red etdiler. Böylece, Is aleyhisselâmın dînine inananlar, iki kısma aynidı. Aralarında pe çok münâzara ve muhârebeler oldu. Mîlâdm 325. ci senesinde B rinci Kostantin zemânmda, İznikde toplanan rûhban cem’iyye’ îsâ aleyhisselâmm dîninin esâsı olan tevhîdi [Allahü teâlânın bir ğini] terk etdiler. Eflâtûn tarafdân olan Büyük Kostantinin basi sı ile üç uknûm fikrini, ya’nîbaba, oğul, rûhül-kuds akidesini [ina cmı] kabûl etdiler. O günden sonra, teslîs akîdesi her tarafa yay maya başladı. îsâ aleyhisselâmm dînine inanan hakîkî mü’minh dağılarak perîşan oldular. Böylece, Eflâtûnun felsefesi meydâ çıkıp, îsâ aleyhisselâmm dîni terk olundu. Bu dîne inanan haki mü’minler ise, gizlendiler. Bu şeklde tevhîd dîninin yerine, tes akîdesi geçip, gitdikçe kuvvetlendi ve Allahü teâlânın bir oİduğ na îmân eden nasârâdan, şurada burada kalanları da, teslîs akîd sine sâhib kiliseler tarafından aforoz edilip, kati edilerek im edildiler. Az zemân sonra, bunlardan hiç kimse kalmari«
399 [m. 1054] senesinde İstanbul Patrîki Mihâel Kirolarius, merkezi Romada olan garb kilisesinin, tehammülü mümkin olmı-yan baskılarına dahâ fazla dayanamıyarak, isyan etdi. Komadaki papanın, îsâ aleyhisselâmm halîfesi ve [ilk papa olarak kabûl edilen havarilerden] Petrusun vekili olduğunu inkâr etdi. Papazların halkdan ayrı yaşamalan gibi, ba'zı aslî mes’elelerde Roma kilisesine muhâlefet etdi.
Konsey ismini verdikleri rûhban meclislerinin her birinde, i’ti-kâd esâsları birbirinden temâmen farklı kararlar verdiler. Aldık-lan bu kararlara muhâlif olanlardan ayrıldılar. Böylece yetmişiki fırka hâsıl oldu. Buna rağmen. Roma kilisesi, eski bildiğinden şaş-mayıp, önceki yoluna devâm etdi. O asrlarda Avrupada yaşayan hükümdârlar, bu husûsdaki hâdiselerden, olaylardan temâmen habersiz ve câhil idiler. Emrleri altında bulunan, koyun sürüsü gibi milletleri istedikleri şeklde soyuyor ve çeşid çeşid zulmler yapıyorlardı. Hükümdârlar, bu soygunculuk ve zulme kimsenin karşı çıkmaması için, papazların câhil halk üzerindeki nüfûzlannı. kendi menfe’atleri istikâmetinde kullanıyorlardı. Sanki papazların emrleri altına girmiş idiler. Papazlar, hükümdârlann câhilliğini, za'fiyyetlerini istanbul şişli satilik daire ve düşüncelerini pekiyi bildiklerinden, onlann hükümranlık kuvvetlerini kendi menfe’atlerine hizmetde kullandılar. Zâhirde Avrupanm hâkimi, hükümdârlar görünüyorsa da, Avrupanm müstakil ve yegâne hâkimi papazlar oldular. Hattâ hı-ristiyanlığm ilk zemânlarmda, papaların arzû ve isteklerinin yerine getirilmesi, İtalyan hükümdârlarının tasdikine bağh idi. Dahâ sonra papalann nüfuzları öyle bir dereceye ulaşdı ki, istediklerini iraperatör yapıp, istemediklerini azl etdiler. O zemânki câhil halk ise, hiçbir şey bilmediklerinden, hem hükümetlerinin zulm ve eziyyetleri altında, hem de papazlann hırs ve tamahları arasında ezildiler. Her çeşid ezi>'yet ve cefâya katlandüar. Bu hâllerine (Allahın emri böyle imiş) diye susarak, sabr etdiler. Böylece, Avrupa kıt’ası başdan başa cehâlet karanlığı ve teassûb içinde harâb ve vî-rân oldu.
Bu sırada İslâm memleketleri, hıristiyan Avrupanın tam tersi bir idâre altında idi. Arabistan, İrak, îrân, Mısr, Türkistân; Eme-vî ve Abbâsî halîfelerinin idâresiyle her cihetden, maddî ve raa’nevî terakkiler yapmış idi. [O zemân müslimânlar, rûhen ferah, maddeten de, refah içerisinde idiler.] Müslimânlar İspanyayı, Endülüs Emevî sultânlarının emri altmda, en güzel şeklde i’mâr etmiş, medeniyyetin en yüksek zirvesine ulaşmışlardı. Ilm, san’at, ticâret ve zirâata ve güzel ahlâka çok ehemmiyyet veril-mişdi. İspanya dahâ önce, Gotlar elinde vahşî bir belde iken.
müsJimânlarm idaresine geçdikden sonra, sanki Cennet b -gibi olmuşdu. Avrupalı ilm adamları ve sanâyi’ciler, İslâmınf nı hiçbir vakt ödeyemezler. Bunlar, ilelebed müslimânlara te kür etmelidirler. Çünki, Avrupaya ilm, güzel ahlâk kıvılcıın/l, defa, Endülüs müslimânlanndan sıçramışdır. ’
Kurûn-ı vüstâ dediğimiz, Ortaçağda, Endülüsde ortaya çıkg İslâm medeniyyeti, Endülüsün dışına taşarak, Avrupaya yayıidj’ Endülüsdeki medeniyyeti gören kâbiliy^etli ba’zı Avrupahlar ot! taya çıkdı. İslâm âlimlerinin kitâblarım, Avrupa lisanlarına terce, me etdiler. Bunlann, terceme ve te’lff ederek, neşr etdikleri kitâb-1ar sâyesinde, Avrupa halkı cehâlet uykusundan uyanmağa başla-dı. Nihâyet 923 [m. 1517] senesinde, Almanyada Martin Luther ortaya çıkıp, Hıristiyanlığın müceddidi, yenileyicisi olmak istedi, Luther, Roma kilisesinin akla uymıyan bir çok esâslarına karşı çıkdı. [Martin Luther, Alman papazıdır. Hıristiyanlığın bir kısmı olan, Protestanhğı kurdu. Papaya bağlı olan hıristiyanlara katolik denir. 888 [m. 1483] de tevellüd, 953 [m. 1546] de öldü. Çok kitâb yazdı. Papaya düşman olduğu gibi, azılı bir İslâm düşmanı idi. Ka toliklerle protestanlar da birbirlerine düşmandırlar.] Ondan son ra Kalvin ortaya çıkdı. Lutherin i’tirâzlanm tasdik etmekle b^â ber, ba’zı mes’eleİerde ona muhâlefet etdi. Luther ve Kalvin Ro ma kihsesinin ibâdet ve îmân şekllerini red etdiler. Papanm, Pet rusun veküi ve îsâ aleyhisselâmın halîfesi olduğunu inkâr etdüeı Luther ve Kalvinin peşinden gidenler (protestan) diye ismlendi rildi.
Roma kilisesi, dahâ önce şark kilisesinin kendisinden aynlmt sı ile tebe’asının üçde birini gayb etdiği gibi, protestanlığın ort: ya çıkması ile de, üçde birini dahâ gayb etdi. Bu hâl, papalan akllanm başlarından aldı. Zemânlanndaki katolik kralların askı rî kuvvetlerini kullanıp, protestanlandalmçdan geçirerek zafeı ulaşmak gibi, çok kötü bir tedbîre başvurdular. Fekat hiçbir z mân, zor ile, îmânı ve vicdânı değişdirmek mümkin olmadığı dan, bu tedbîr aksine te’sîr etdi. Protestanlığın istanbul şişli satilik daire İngiltere ve Am rikada da yayılmasına sebeb oldu. Bunun üzerine. Roma kilise diğer din mensûblannı ve vahşî kavmleri hıristiyanlaşdırarak, n fûzunu artdırmak sevdâsma düşdü. Dünyânın her tarafında h sûsî katolik mektebleri kurdu. Katolik dînini duyurmak ve ya mak için (misyoner) ismini verdikleri çok müte’assıb papazi yetişdirdi. Bunlan bölük bölük Amerika, Japonya, Çin, Habeşi tân ve diğer İslâm memleketlerine gönderdi. Misyonerler, gitdi leri yerlerde sâdece ba’zı câhilleri çeşidli va’dler ve menfe’atler aldatabildiler. Câhil kavmlerde, anayı kızının, oğulu babacın
aleyhine tahrik ederek birbirlerine düşman etdiler. Bulunduklan memleketlerde, çeşidli karışıklık ve ihtilâller çıkardılar. Dahâ sonra, hükümetler ve halk, misyonerlerin fitne ve fesâdından bıkıp, usanarak, bulundukları her memleketden sürüp çıkardılar. Ba’zı memleketlerde ise, dahâ şiddetli cezâlar verilerek, i’dâm edildiler. Bu misyonerler, hıristiyanlığı yaymak behânesi ile, insanlığa o kadar zarar vermişlerdir ki, bütün dünyânın hıristiyan-lıkdan nefret etmesine sebeb oldular. Hele Roma kilisesinin, hı-ristiyan katolik te’assubu ve mal hırsı ile, bir misli dahâ görülmemiş, vahşiyâne tedbîrleri ve insanlığın yaratıldığı günden beri işitilmemiş işkenceleri, meselâ Sen Bartelmi gecesi ve engizisyon katliâmları hakkında yazılmış târih kitâblannı okuyan insanın, tüyleri ürperir.
Katolik kilisesinin, katolikliği yaymak için misyonerler yetiş-direrek fe’âliyyete geçmesi üzerine, protestanlar da, buna karşı boş durmadılar. Çeşidli yerlerde, cem’iyyetler kurarak, çok büyük sermâyeler topladılar. [İngilterede, islâmiyyeti yok etmek için kurulmuş olan. Müstemlekeler nezâretinin idaresinde] dünyânın her yerine protestanlığı anlatan kitâblar, câsûslar ve misyonerler gönderdiler. Dahâ sonra neşr olunan masraf defterlerinde bildirildiğine göre, 1219 [m. 1804] senesinde kurulan İngiliz (Bible House=İncfl Evi) ismindeki protestanlık cem’iyyeti, İncfli ikiyüzdört lisana terceme etdirdi. Bu cem’iyyet vâsıtası ile, 1287 [m. 1872] senesinin sonuna kadar, basılan ve dağıtılan hıris-tiyanlık kitâblannm adedi, hemen hemen 70 milyona vardı. Yine bu cem’iyyet, protestanlığı yaymak için, 1872 senesinde ikiyüz-beş bin üçyüz onüç (205313) İngiliz altını sarf etmişdi ki, bugünkü para ile [1988 senesinde bir İngiliz altını 150.000 Türk Lirası kıymetinde iken] 30 milyar 786 milyon Türk Lirası tutmakdadır. [Bu cem’iyyet, İngiliz müstemlekeler nezâretinm idâresi altmda, bugün dahî fe’âliyyetde olup, dünyânın birçok yerlerinde revirler, hastahâneler, konferans salonları, kütübhâneler, mektebler, hattâ sinema salonları gibi eğlence yerleri, spor tesisleri kurmak-da, buralara devâm edenleri prostestanlığa teşvik için fevkal’âde gayret sarf etmekdedir. Katolikler de, aynı sûretde çalışmakda-dır. Bunlar, aynı zemânda, fakır memleketlerdeki gençlere iş bulmakda, ehâliye yiyecek yardımı yapmakda ve böylece onları hıristiyanlığa teşvik etraekdedirler.] Böylesine fe’âliyyet göstermelerine rağmen, AvrupalIlar eskisi gibi kör olmayıp gözlerini çokdan açmışlar, bu misyonerlerin ve câsûslarm nasıl bir başbe-lâsı, yalancı, fitneci kimseler olduklarını defalarca tecribe ede- | rek öğrenmişlerdir. Bunun için, misyonerlerin AvrupalIlar arasın- |