istanbul şişli satilik daire ve insan felsefeleri93
evet arkadaslar sizlere en güzel yzıları yazan istanbul şişli satilik daire diyorki Hıristiyanhğm, islâmiyyetden üstünlüğünü iddi’â ed tanların ortaya koydukları delillerden biri de, (Hıristiyan] etdiği zemân, yehûdîler buna karşı cebhe aldılar ve îsâ ahyi^mm dînini kabul edenlere zulm [işkence] yapdılar. Buyehûdîler üzerine müdhiş belâlar geldi. Zelîl ve hakîr olup ^5 olma se'âdetinden mahrum kaldılar. İslâmiyyetin zuhûrund’a^ ra, müsîimânlara saldıran hıristiyanlar üzerine böyle büyük gelmedi) iĞdV asıdır.îleri sürdükleri bu delilleri de, temâmen vâki’olan hakikati rin hilâfmadır, tersinedir. Çünki, yehûdîlerin belâya uğramak sâdece İsevîliğin zuhûrundan sonra olmamışdır. (Ahd-i Atik) ve târih kitâblarında bildirildiği gibi, îsâ aleyhisselâmın bi’set den önce de, yehûdîler günbegün çeşidli belâlara uğramışlarc Yûsuf aleyhisselâm zemânından, Mûsâ aleyhisselâm zemânına] dar Mısrdaki putperest kıbtîlerin elinde esîr kaldılar. Onlann ı şid çeşid hakâretlerini çekdikden sonra, Mûsâ aleyhisselâm bun it, kıbtîlerin elinden kurtardı. Dâvüd ve Süleymân aleyhimes lâm zemânından sonra, yine dürlü dürlü belâlar ve kanşıklıkli dûçâr olarak perîşân oldular. Bu cümleden olarak,Asûrî hükii dârlarından ikinci Buhtunnasar Kudüs-i şerifi zabt etdi. Büj katliâm yapdı. Binlerçe yehûdîyi öldürdü. Hayâtda kalan yehû leri ve Benî İsrâîle gönderilmiş Peygamberlerden ba’zılarmı 4 alarak Bâbile götürdü. Hattâ, o karışıklıklar sırasında, bütün T rât nüshaları parçalanmış, bir dâne bile kalmamışdı. Asûrüe^ zulmleri altmda, yehûdîlerin ne gibi belâlara uğradıkları ve M kâbî isyânları sırasında, ne kadar yehûdî kati edildiği herke ma’lûmudur. [Makkâbî: Sûriyedeki Selefkîler devletinin istanbul şişli satilik daire kralı j) tiokhos IV. Epiphanos, yehûdüeri putperest yapmak siyâset karşı isyân eden, yehûdî kumandandır. Antiokhosun ordusı yenerek Kudüsü ele geçirdi ise de, dahâ sonra, tekrâr gayb e Fekat yehûdîlerin dinlerinde serbest olmaları hürriyyetini elde di. Bu harbier sırasında, çok yehûdî kılıçdan geçirildi.] Nihâ mîlâddan 70 sene evvel meşhûr Romalı Pompeus, Filistini z edip, emri altma almışdır. Yehûdîler üzerine gelen bu belâla hepsi Peygamberleri inkâr etdikleri ve çoğunu öldürdükleri i idi. Bu belâların, hazret-i Isâmn bi’setinden önce olduğu târih] de açıkça yazılıdır.
îsâ aleyhisselâmm göğe yükseltUmesinden yetmiş sene son Roma împeratoru Titusun, Kudüse girince, Kudüsü yakarak l - - -r^hûdüeri ka^^ sebeb aramrs- '
râce’at edilsin. Yehûdîlerin dünyâda hakîr ve zelil olmalan, îsâ aleyhisselâmdan sonra umûmî olmayıp, ba’zı mahallerde olmuş-dur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” zemânında, Me-dîne-i münevvere ile Şâm arasında yer alan, Hayber kal’ası gibi bir takım yerlerin hükümdârları, Ka’b bin Eşref, Merhab ve Ismâ’îl [Semauel] gibi yehûdîler idi. Ne zemân ki. Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Resûlullah efendimize düşmanlık ve ihânet eldiler, o zemân gadab-ı İlâhîye uğradılar. Bekara sûresinin altmış birinci âyetinde meâlen; (Onlara zelîllik ve fakirlik verildi) buyu-rulmuşdur. Bu âyet-i kerîmede buyurulduğu gibi, perîşân oldular.
Bir dahâ devlet kurmalan mümkin olmadı.
Allahü teâlâ, yeni bir din gönderdiği zemân, bâtıl dinlere inanan kimseler üzerine büyük belâların gelmesi lâzım mıdır? Lâzım gelseydi. Benî Îsrâîl Mûsâ aleyhisselâmın dîni üzere yaşadıklan birkaç bin sene içerisinde, kendilerinden pek za’îf ve sayılan çok olan mecûsüer üzerine peşpeşe belâlar gelerek mahv-ü perîşân olmalan lâzım gelirdi. Hâlbuki Çin, Hindistân, Türkistân ve Amerika ehâlisi, eski hâlleri üzerine kalmışlardır. [Üzerlerine, protestan-lann söyledikleri gibi herhangi bir belâ gelmemişdir.]
Protestanlann, hıristiyanhğın doğruluğunu isbât için ortaya koyduklan diğer bir delîl ise; “Hıristiyanlann nüfûsunun çok olması ”dır. Bu sözleri de kuvvetli bir delîl değildir. Her ne kadar, Av-rupada neşr edilen istatistiklerde, hıristiyan nüfûsu çok gösteriliyor ise de, bunlar birbirlerini tutmamakdadır. Hıristiyanlann sayısı hu-sûsunda istatistikler arasında milyonlarca fark vardır. Çünki, o zemân Asya ve Afrikanm çok yerlerinde yaşayan insanlann hangi dîne mensûb olduğu, temâmı ile tahkîk edilip ortaya konulmaımşdı. İstatistik yapan kimseler, buralarda bulunan nüfûsu, yaşadıkları yerlerin büyüklüğü nisbetinde tahmin ile yazmışlardı. Hattâ, Mısr-lı Seyyid Rüfâanm terceme etdiği ve Mısrda basılan coğrafya kitâ-bmda, yeryüzünde yaşayan insanlann temâmının nüfûsu dokuzyüz milyon tahmin olunup, yarısı mecûsî ve diğer yarısının yansı putperest, kalan yansının ise müslimân. hıristiyan ve yehûdî olduğunu ve ehl-i kitâbın üçde birinin müslimân, üçde birinin yehûdî, üçde birinin de hıristiyan olduğunu yazmakdadır. Bu da, tahmini bir he-sâb olduğundan, delîl olarak kabul edilemez. Bir diğer husûs da, hıristiyanlann çokluğunu kabul etsek bile, sayılarının çok olması, huistiyanlığm doğru olduğunu göstermez. Çünki, bir dîne mensûb olanların çok olması, o dînin doğruluğuna delîl kabûl edilirse, putperestliğin ve mecûsîliğin hak, doğru din olmalan îcâb ederdi. Çünki, bugün yeryüzünde hıristiyanlardan
ilâmlar yapdılar. Ellerinde bulunan kitâblan ve risâlel ve yakarak yok etdiler. Emrleri altında bulunan îsevîlT’^‘^i> çen gün hakaretlerini artdırarak zulm etdiler. HıristiyanJa’ ya koydukları bu delile göre, ya’nf hıristiyanlarm sayısının^'’ masına göre, hıristiyanlığın bâtıl, putperestliğin ise hak, ması îcâb ederdi.
Protestanların, hıristiyanlık islâmiyyetden üstündür diye,, ortaya atdıkları bir diğer delil ise, “Hıristiyanların fen ve tekni rnüslimânlardan daha ileride olması'dır.
Bu mes’elenin de, dikkatlice incelenmesi lâzımdır. ÇünJc^ rupanm ilmde, teknikde ve sanayi’de ilerlemeğe başlaması, son y yüz seneden beri olmuşdur. 900 [m. 1494] senesine gelinceye! dar, AvrupalIlar vahşet, cehalet, pislik içerisinde olup, nasıl birli yât yaşadıkları gayet açık bilinmekdedir. Hıristiyanlar bu hâl iken o asrlarda Asya, Irak, Hicâz, Mısr ve Endülüs fİspanyaJdej şayan müslimânlar, o zemâna göre ilm, teknik ve sanayi de zirve ulaşmışlardı. Hattâ, bugün Avrupada mer’iyyetde olan medenî! nûnlann kaynaklan, Endülüs ve Mısr kütübhânelerindeki islâ âlimlerinin kitâblandır. Papalık yapmış ikinci Syivestrenin da Endülüs üniversitelerinde müslimân profesörlerden ilm tahsil eh ği târihlerde yazılıdır. Avrupalılann kullanmakda olduklan rom rakamları da, bütün fen ilmlerinin esâsı olan matematik işlemle ni yapmağa müsâid değildi. Müslimân mekteblerinde okurke arabî rakamlar ile bu işlerin kolay yapıldığım öğrenince, bu rakaı lan kendileri de, kullanmağa başladılar. Bu hâl, fende ilerleme < berilerinden biri oldu. Bütün bunlar bilinince, dînin ilm ve fenr ilerlemesine ne gibi te’sfrleri olduğu anlaşılır ki, bundan hıristiys lardan önce müslimânlar istifâde ederler. Çünki, bugün ellerde dört İncilin hiç birisinde devletler hukûku, san’at, ticâret, zirâ’at, bi medeniyyet vâsıtalarını emr eden bir cümle dahî yokdur. Hat şiddet ile men’ edilmişdir. Buna mukâbil İslâmiyyet, ilm, san’at, câret, zirâ’at ve adâleti emr etmişdir. Bütün İslâm devletleri, 1 esâslarla idâre olunduğundan, medeniyyet ancak İslâm memlekf lerinde olduğu gibi, dünyânın en ma’mur beldeleri de İslâm meı leketleri olmuşdur. [Hıristiyanlar, İslâm memleketlerindeki 1 zenginliğe kavuşmak istemiş, bunun için dalgalar hâlinde, haçlı s ferleri tertîb etmişlerdir. Haçlı seferlerinin asi gâyesi hır/stiyanlı yaymakla berâber, İslâm memleketlerinin zenginliğini yağma e mek idi.] Fekat, asrımızda müslimânlann ve hıristiyanlarm hâlleı dinlerinin emrinin tersine bir şeklde zuhûr etmisdi- ^
beb aranırsa; bu, gerek müslimânların, gerekse hıristiyanlarm dinlerinin enirlerini yerine getirmemeleridir. Ya’nî dinlerinin îcâblarmı yapmamakdır. Hattâ, Avrupalı feylesoflardan birisi, neşr etdiği bir risâlede şöyle demekdedir: (İslâm dîninin bak bir din olup, bıristi-yanhğın ise, hak din olmaması: dünyâda yapdıklan eserler ile sâbit-dir. Çünki müslimânlar, dinlerinin emrlerini yapmakda, ya’nî islâ-miyyete uymakda kusûr' etdikce, za ’îfliyerek Umde ve fende geri kaldılar. Hıristiyanlar ise, dinlerini ne kadar terk etmiş, hıristiyanlık-dan ne kadar uzaklaşmışlar ise, o kadar kuvvetlenip. Umde ve fende ileri gitmişlerdir. Son zemânlarda hıristiyan devletlerin ta ’kîb etdik-leri yol, kitâblan olan Încîlin emr etdiği yolun tam tersidir. Bu herkesçe ma ’iûmdur.)