şişli satilik daire ve islam bilgileri88

şişli satilik daire ve islam bilgileri88

 sizlere en güzel bilgleri yazan şişli satilik daire diyorki Kelam kaynaklarında İnsan fiilleri başlığı altında tartışılan konulardan biri de hidâyet ve dalâlet konusudur. Fiillerin nitelenmesiyle ilgili bu konunun hem ilahi hem de İnsanî boyutu vardır. Varlıklar içerisinde akıl ve beyan yeteneğiyle yaratılmış tek varlık insandır. Allah’ın sorumluluk yüklediği alanda insan, özgür olarak yaratılmıştır. Bu durumda hidâyet ya da dalâletten birini tercih etme de insanın sorumluluk alanına girer.
Doğrudan insanm özgürlüğüyle yakından ilgili hidayet ve dalalet sonusu-nuD tartışılması îslam’m erken dönemlerine kadar uzanmaktadır.

Doğnı yolu bulmak, yol göstermek, yola girmek” manasında hedâ mas-anndan isim olan hidâyet, “lütuf ile rehberlik, doğru yol, kılavuzluk” an-amlanna gelir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın hidayet etme vasfı, fiil ve isim ekilleriyle bildirilmiştir (Bakara 2/143; Âl-i îmrân 3/86; En’âm 6/86; Yu-lus 10/25). Bu ayetlerde hidayete erdirme hüdâ, insanın özgür bir şekilde oğnı yolu araması ihtidâ; hidâyet olunan el-Mehdr, Mekke’ye sevk edilen urbanlık hayvanlar el-Hedyu kalıplanyla ifade edilmişlerdir (İbn Manzûr /70; XV, 353-354).
olarak hidâyet, dalâletin karşıtı olup, doğm yolu bulma ve açıkla-aanlaralarma gelir. Gerçekte Allah’ın hidâyet şekli, gerek özellikleri ve rekse nitelikleri bakımından sayısızdır. Bununla birlikte hidayet dört kı-ötla özetlenebilir: Bunlardan Uki, genel hidâyettir. Bu, insanın aklî ve tiî melekelerini özgür bir şekilde kullanabilme yeteneğiyle yaratılmı
olmasıdır (20/50). İkincisi, hak ile batıl, iyi ile kbUi, kuDnluş ile yollarını açıklama manasına gelen hidayettir (hussilcl 41/17). OçUncUj^:. peygamber göndermek ve kitap indirmekle yapılan liiclaycUir (Isrâ 17/9,’ Dördüncüsü ise, vahiy, ilhâm ya da sadık rüyalar ı^;ckliiKİc olağanüstüyo| larla eşyanın hakikatinin gösterilmesi şeklinde meydana gelen hidayetbj. çimidir (Ankebût 29/69) (Altıntaş 1995: 76-80).
1.1.Kelamî Ekollere Göre Hidâyet ve Dalâlet
1.1.1.Mu’tezile’ye Göre Hidâyet
Mu’tezilî düşüncesinin ana eksenini; “tevhîd ve adalet” ıneselclcri oluştum. Bu sebeple onlar kendilerini ehlü’t-tevhîd ve’l-adi .şeklinde i.simlcndinniş. lerdir. Onlar tartıştıkları bütün konulan getirip bu iki konuya bağlamaktadırlar. Mu’tezile, hidâyet meselesini ‘tevhîd’ içerisinde değil, ‘adâlet’kap-samı içinde ele alır. Adâlet prensibinin temelinde insanın fiillerini yapmada hür olduğu ve bu filleri gerçekleştirirken, Allah’ın müdahalesinin söz konusu olmadığı düşüncesi yatar. İnsan fiillerinde hür değilse ve bütün fiillerini Allah yaratmışsa, insanm yapıp-ettiklerinden âhirette sorguya çekilmesi ya da ceza görmesi adâlet prensibiyle nasıl bağdaşabilir? Dolayısıyla, insanın yaptığı eylemlerden sorumlu tutulabilmesi için hür olması ve eylemlerini yaratması gerekir. Mu’tezile bu görüşlerini şu Kur’an âyetleriyle temellen-dirmeye çalışır: (Nisa 4/44; Tövbe 9/70; Yunus 10/44; Bakara 2/281).
Konuya, insan özgürlüğü açısmdan yaklaşan Mu’tezile’ye göre “hidâyet”; Allah’m doğru yolu yaratması değil, sadece insana beyan etmesi ve açıklamasından ibarettir (Zemahşerî tsz.: I, 116). Diğer fiillerinde olduğu gibi, ihtida fiili de insanın kendi yaratmasıyladır. Gerçekte Allahu Teâlâ, insanın hidâyete ulaşamama konusunda savunabileceği bir mazeret bırakmamıştır. Kişiyi Allah’a ulaştırabilecek gerek kozmolojik, gerek teleolojik ve gerekse ontolojik deliller yaratıcı kudret tarafından ortaya serilmiştir. Bu uyarıcı ve hidâyete vesile olucu deliller karşısında, gerçeğe ulaşma sorumluluğu insana düşmektedir. Elbette, varlık alanında tecelli eden uyarıcıların çeşitliliği ve şiddetine göre insanlann uyarılması aynı değildir. Sıradan bir kişinin hidâyet serüveni ile entelektüel bir kişinin hidâyet serüveninin aynı olmadığı gibi.
Mu’tezile, hidâyet konusunu, biri kâfirlerle, diğeri ise, mü’minlerle ilgili olmak üzere iki kısımda değerlendirmiştir. Her iki kısım konusunda kendi aralarında görüş ayrılıkları vardır. Mu’tezile’ye göre Allah
j^ju’tezile bilginlerinin bir kısmı, Allah’ın kafirlere hidâyet etmesiyle ilgili glarak yukarıdaki görüşü benimserken, bir kısmı da şu anlayışı kabul etmiştin -‘Allah’ın herhangi bir yönden kâfirlere hidâyet ettiğini söyleyemeyiz. 4llah onlara sadece beyân edip, yol göstermiştir. Çünkü Allah’ın beyân ve çağnsı, onu kabul etmeyen için değil, fakat onu kabul eden kimse için bir hidâyettir. Nitekim İblis’in sapıklığa dâveti, kabul etmeyen kimse için değil, onu kabul eden bir kimse içindir.” Mu’tezile içinde üçüncü bir grup da yakandaki görüşün aksine, kâfirlere Allah’ın hiçbir şekilde hidayetinin olmadığını ileri sürerek şu görüşü ileri sürmüşlerdir; “Eğer Allah kâfirlere hidâyet etseydi, onlar hidâyete ererlerdi. Allah onlara hidâyet etmediği için hidâyete ulaşamadılar. Bazen O, hidâyete güç yetirmelerini sağlayarak onlan hidâyete erdirir. Bu şekildeki hidayete güç yetirme, hidâyet olarak isimlendirilmiştir. Bazen da hidayetlerini yaratmak suretiyle onları hidayete erdirir.
Dikkat edilirse Mu’tezile Kelam ekolünün hidâyet konusundaki yorumlan feıklıdır. Bunlardan bir kısmı hidayeti insan, kendi fiillerinin yaratıcısıdır bağlamında ele alırken, bir kısmı da insana nisbî bir hürriyet vermek suretiyle hidâyette İlâhi iradenin rolünü dikkate almaktadır; zira gerek hidayette ve gerekse dalâlette, insanın kendi tabiatı kadar, iç ve dış birçok faktör birlikte rol oynar.
Bir başka açıdan Mu’tezile, nasıl ki, Allah’ın kafirlere hidâyet edip etmediği konusunda görüş aynlığına sahipse, aynı şekilde, mü’minlere hidâyet edip etmediği konusunda da görüş aynlığına sahiptir. Mu’tezile bilginlerinden bir bölümüne göre Allah, mü’minlere mühtediler ismini vermek suretiyle hidâyet etmiş ve onlara bununla hükmetmiştir. Allah mü’minlerin imanmı, birtakım menfaatler ve lütuflarla artınr. İşte bu bir hidâyettir. Kur’an’da geçen şu âyet de bu görüşü destekler: “Doğru yolu bulanlara gelince, Allah onların hidâyetlerini artırır" (Muhammed 47/17).
Mu’tezile’nin önde gelen âlimlerinden Ali el-Cübbâi (303/915), hidâyetin merkezine İlâhi lütuf V.a\Tam\n\ oturtur. Ona göre Allah, isim ve hüküm vererek hidâyet etmez. Allah bütün mahlûkata yol göstermek ve beyân etmekle hidâyete ulaştırır. Dahası, Allah mü’minlere lütuflannı artırarak hidâyet eder. Âhirette de onları cennetine hidâyet eder ki, bu da Allah’ın mü minler hakkında ihsanda bulunacağı sevâbıdır diyen el-Cübbâi, bu görüşünü şu âyetle destekler: “İman edip güzel işler yapanlara gelince, iman-lan sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akan (köşklere) erdirir” (Yunus 10/9). İlk dönem Mu’tezile bilginlerinden İbrahim en-Nazzâm da (ö. 221/835), mü’minlerin itaat ve imanlan-w, hidâyet olarak isimlendirmenin câiz olacağını ve bunun Allah’ın bir hidâyeti olduğu,
Bütiln bu görüşlerden yola çıkarak söylemek gerekirse, ilk dönem Kelam bilginleri, temel prensiplerinden taviz vermeden insandan harekeı'^ le, Kur’an’da Allah'a isnat olunan hidâyeti, hakiki manasında değil de doğru yolu gösteımek, açıklamak gibi mecazî manada yorumlamışlardır
1.1.Eş’arîlere Göre Hidâyet
Ebu’l-Hasan el-Eş’arî (ö.324/936) Allah’ın dâveti, insanlara genel; hidâyet ise özel kıldığını söyler ve: “Allah kullarını selam yurduna çağmr ve dile, diğini doğru yola iletir” (Yunus 10/25) âyetini de delil olarak getirir(Eş’ari 1975: 57).
Eş’arî kelamcılara göre Allah’ın hidâyeti iki şekilde tecelli eder: Bunlardan ilki, hakkın bütün yönleriyle açıklanmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de hidâyetin en meşhur anlamlarından birisi, hakkın bütün şişli satilik daire yönleriyle insanlara açık-lamnası ve bu husustaki delillerin açıkça gösterilmesidir. Bu şekildeki bir hidâyetin peygamber ile Allah’ın dinine çağıranlara nispet edilmesi doğru bir görüştür. Çünkü onlar, insanlara doğru ve hak yolu gösteren rehberlerdir. Peygamberimiz hakkındaki Allah’ın hükmü işte böyledir: “Şüphesizki sen doğru yolu göstermektesin” (Şûrâ 43/52). Bu âyetin anlamı, sen insan-lan kendisinde eğrilik olmayan İslam’a çağırmaktasın, demektir.
İkincisi ise, hidâyetin gönüllerde yaratılmasıdır. Nitekim bu tür hidâyet Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanır: “Allah kimi doğm yola koymak isterse, onun kalbini İslâmiyet’e açar” (En’âm 6/125). Hidâyetin bu çeşidine Allah’tan başka kimse güç yetiremez (Bağdâdî 1927: 140)
Eş’arî kelamcılara göre Allah’ın birinci türdeki hidâyeti, bütün mükellefleri içine alırken; ikinci tarzdaki hidâyeti, hidâyet edilenlerin özelliklerine göre farklılaşmaktadır. İnsanların hür eğilimleri neticesinde Allah sapnr-dığı kimseyi adaletiyle saptırır; hidayette kıldığı kimseyi de lutfüyla iman yoluna erdirir. Bunun anlamı, hidâyetin, yönelimler neticesinde insanın kalbinde yaratılmasıdır. Yoksa Mu’tezile ve taraftarlannın iddia ettiği gibi, Allah’ın mü’minleri hidâyette kılması tevfîk ve lutfuyla değildir. Allah sadece mü’min için değil, kâfir için de lütuf yaratır. Dilerse o da iman eder. Allah’ın kâfiri saptırması, onun, kişisel olarak hidâyeti kabul etmemesinin bir sonucudur.
Eş’arî, Mu’tezile’nin literal bir okuma yoluyla hidâyeti, sadece olarak yorumlamasını eleştirir. Ona göre, Kur’an’da kıssası anlatılan Semud milleti, kafirler ve mü’minler şeklinde ikiye ayrılmıştır. Allah mü’minleri, semud milletine peygamber olarak gönderdiği Hz.Salih’le birlikte kurtaracağını şu ifadelerle belirtmiştir: “Salih’i ve onunla birlikte iman eden-leri kıırtardılf’V
^û'minler olduğu anlaşılıyor; çünkü Allah, Kur’an’ın çeşitli âyetlerinde j-gfırlere hidâyet etmeyeceğini beyan etmiştir. Onlardan, önce iman edip, jonra irtidat ederek kendi özgür iradeleriyle dinden dönenler olmuştur. Demek ki Allah, hidâyet vermiş, ama onlar, dalâleti hidâyete tercih etmişlerdir. Küfrü imana tercih etmeden önce mü’mindiler. Eş’arî’nin hidâyete yaklaşımı, Allah’ın bu durumu insanda yaratması şeklinde olmaktadır.
Eş'ari Kelam sisteminin gelişmesinde büyük katkılarda bulunmuş olan K.âdîEbû Bekir el-Bâkıllânî (ö. 403/1013) Allah’ın mü’minlere hidâyetini şu şekilde açıklar: Allah, mü’minlerin kalplerinde hidâyeti yaratarak ve kalplerini imanla aydınlatarak doğru yola iletmiştir. Onlann göğüslerini genişletmek, muvaffakiyetlerini, yardımlarım ve hidâyete giden yollarını kolaylaştırarak Allah, onları doğru yola ulaştırmıştu. Âhirette ise, onlara bol sevap vermek suretiyle cennet yoluna iletmek şeklinde hidâyet edecektir (Bâkıllânî 1957: 335).
Bir başka Eş’ari mütekellim İmâmu’l-Harameyn el-Cüveynî’nin (ö. 478/10 1 5) hidâyet meselesine yaklaşımı, imanın insanın kalbinde yaratılması tarzındadır. Eş’arî’nin iyi bir takipçisi olan el-Cüveynî, hocası gibi, Allah, nasıl ki iradesiyle hidâyeti tahsis etmişse, daveti de tüm insanlar için umumi kılmıştır, demektedir (Cüveynî 1950: 211).
Yukanda söz konusu edilen bütün bu görüşlerden Eş’arîlerin, hidâyetin gerçekleşmesinde insamn rolüne tam bir açıklık getirmedikleri görülmektedir. Onların bu hususta bütün hassasiyeti, insamn özgürlüğünü vurgulamaktan ziyade, Allah’ın mutlak kudretini korumak olmuştur.
şişli satilik daire yazdı..