istanbul şişli satilik daire ve allah bilgileri66

istanbul şişli satilik daire ve allah bilgileri66

 sizlere en güzel bilgileri yazan istanbul şişli satilik daire diyorki Ancak Hüseyn cn-Neccar hariç. O şöyle diyor: Peygamberlerin günah işlemeye asla kuvvetleri yoktur.
Küçük günahlar ise, solci ve haleften bir grup bilginler peygamberlerin küçük günah işlemelerinin câi? olduğu görüşündedirler. Bu, Ehu Cafer et-Taben ve tukahadan, hadîs ve kelâm ehlinden olan başkalarının görüşüdür. Bunların delillerine bu bölümden sonra cevap vereceğiz inşallah.
Diğer bir kısım bilginler peygamberlerin, küçük ve büyük günah işlemeleri hakkında bir şey demediler. Onlar şöyle diyorlar. Akıl, peygamberlerden buyuk ve küçük günahın vaki olmasını muhal görmez. Şeriat (kitap ve sünnet) bu iki vecihte kesin bir şey söylememiştir.
Fukaha ve mülekelliminden bir zümre muhakkikin, diyorlar ki, peygamberler büyük günahlardan korundukları gibi, küçük günahlardan da korunmuşlardır. Bilginlerin, küçük günahları büyük günahlardan ayırt etmekte ihtilaf ettikleri, aralarında benzerlik olduğu ve Ihn Abbas fra-dıyallahu anhümujı^\r\ ve başkasının;

“Kendisiyle Allah’a isyan edilen her şeş huş tık günahtır” (509) dedikleri için böyle dediler.
Küçük günaha, kendisinden buyuk olana nisbetle küçük dendiğinden ve Allahü Teâlâ’ya herhangi bir emrinde muhalefet etmenin buyuk günah olması gerektiğinden dolayı böyle demişlerdir.
Kadı Ebu Muhammed Ahdıılvehhah diyor ki;
Allah'a isyan edilen husu.sların küçük günah olduğunu söylemek müm-kıın değildir. Ancak şu mânâya söylenebilir: Büyük günahlardan kaçı-nılmasiylc küçükler bağışlanır. Allah’ın bağışlamasiyle ondan muahaze edilmesi için bir hüküm kalmaz. Büyük günah, kendisinden tevbe edilmediği zaman böyle değildir. Büyük günahın bağışlanması, silinmesi tevbe etmeye bağlıdır. Afvetme dileği ise Allah’a mahsustur. Bu, Kadı Ebu Bekir, £y’or/‘imamlarından bir zümrenin ve fakih olan imamlardan birçoğunun görüşüdür.
(Ehl-i sünnetten olan) imamlarımızdan bir kısmı şöyle diyor: Her iki söze (peygamberlerin masum olup olmamaları) binaen ihtilâf olunması gerekmez mi, peygamberler küçük günahları tekrar tekrar ve çok işlemekten masumdurlar, (,'ünku tekrar etmekle buyuk günahlara katıltr. İnsanın kişiliğine leke getirecek olan ve vakarmt giderecek olan küçük günahtan (masumdurlar) diye ihtilâf etmek de gerekmez. Küçük günahın bu çeşidi de peygamberlerin, ondan masum olacağt hususlardandır, liu, icma-ı ümmetle sabittir. Çünkü bunun gibisi, peygamberin tnaka-mını küçültür, sahibini hor vc hakir gösterir, insanların kalblerini sö-/ııııdcn nelrci eiıirir. F’eygambeıIcı ise bunlardan münezzehtir. Belki
bunn mubah c'msindon olan şeyler katılır ela ımibah isminden çıkıp ram ismine pölurduğünden btı gibi şeylerden de beri olmaları gereken hususlara katılır.
Bazı bilginler, mekruhu kasden işlemekten peygamberler masumdur dediler. Bir kısım bilginler peygamberlerin küçük günah işlemektenmj. sum olduklarına şöyle delil getirdiler: Çunku. kendi ümmetlerinin,peı gamberlerin işlediklerine uymaları, eser ve gidişatına tâbi olmaları icap eder, kayıtsız şartsız. Mer ne kadar peygamberlere uymaktaki hu kümde ihtilaf ettilerse de, ihtnefi, \'^ Mâliki fakihlerinin ekserin, peygamberlere, sözlerinin vukuundaki kasde delâlet edecek karineyebai. madan mutlaka uymalart gerektiği görüşündedirler. Ibn Hııveymtn. (luze vc Ehıı'l-lcrcc, İmam Mâlik (rahimelıumullah)Ğan, peç. ganıberlerden sadır olana uymak için delillere bakmanın vacip olduğunu naklederler, hbheriî, İhn cl-Kussai \\: Mâlikilerin ckserisinınıd-züdur. İrak ehlinin ekserisinin vc İhn Sıireyv, İslalırl, Şa/iFMtnlk Hayran ve ekseri ^afirWı peygamberlerden sadır olanlar için delil ara. manın mendup olduğunu söylerler. Bir grub bilginler peygamberlere in manın (vacip veya mendup olduğuna dair delil olan hariç) mubaha-derler.
Bazı bilginler ise, peygamberlere uymanın vacip veya mendup olmasını dinî hususlarda olmasına ve .Mlah’a yaklaşma kasdolunduğu,kendisiyle bilinmek ile kaydettiler.
Bazı bilginler diyorlar ki, peygamberlere büyük günahlar şöyle dur sun, onların küçük günah işlemelerinin eâiz olduğunu söylersek,pey-gambcrlcrin işlediklerinde kendilerine uymamız mumkıın olmaz Zuj peygamberlerin işlediği işlerden her birinden, ibaha mı. haramveyatna-sıyet mi, ne kastedildiği belli olmaz. Masıyet olması ihtimali olduiut dan kişinin emre imtisal etmesi için cmrolunması sahih olmaz. Bılhasa, usûlcülerden, sözle iş çaitştığı zaman işin takdim olunması eörûşundt olanların katında. Biz bu bahisle delil olarak şunu ziyadesiyle kaydedelim
Peygamberlerin küçük gııııah işlemesinin eâiz oldıığıımı soylcvenkt ve caiz olmadığını söyleyenler. Peygambcı imiz (sallalluluı aleyhi /(’/zzyden bunu nefycdenler. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellemliı-ger peygamberler gibi söz olsun, fiili olsun numkere ses çıkarmamazlıl yapmaz. Peygamber (sallallalm aleyhi ve sellem) ümmetinin bir şeyisıV İediğini veya yaptığım gördüğü zaman eğer sukOı ederse. Peygamber (s'-lallahn aleyhi ve sellemfın bıı sııkûiu o işin veya sözün eâiz olduŞutu delâlet eder (vc buna takriri sünnet denir. Demek ki, peygambergöıd'J-ğti şeyi eğer eâiz olmazsa onu nehyederdi). Nasıl
loıımcsi veya imlenmesi câi/ olduğu söylenir. Mu so/lerc göre Peygamber Isallallahu aleyhi ve scUcm)n\ denildiği gibi herhangi bir mekruhu imlemesi veya söylemekten korunması, masum olması vaeıplir. (^Unkh peygamberin imlediklerine uymanın saeip seya mendup olması mekruh olanı imlemekten nehyetmeye uygun olmaz, aykırı olur N ine sahabelerin âdetlerinden olan mu husus kesin olarak biliniyor kı, onlar Peygamber (sul-lallalıu aleyhi ve kellem)\w imlerine uyarlardı. Ne yönde ve nasıl olursa olsun. Yapmırn olduğu işi kasden yapmım olsun, sehven yapmış olsun. Nitekim sözüne de uyarlardı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve f.ellenı)\n. Ashab, Peygamber (sallallahu aleyhi ve selleııı) (altından yüzüğünü) çıkarıp allığı zaman hemen kendileri de çıkarıp altılar (510).
Peygambeı (sallallahu aleyhi re selleııı}:
“Pabuçlarını çıkarıııea. ashah da çıkardı” (511) tbn Ömer (radıyallahu anhhn pevgambeı i, Meyt-ı Makdıs'c doğru yönelerek def-i hâccl ettiğini görmesiyle delil getirdiler (512). Sahabelerden birçoğu, ibadet ve âdet olan birçok hususta “ben. peygatnberin onu işlediğini gördüm” diye delil getirirlerdi Ilın Ömer de yapmış olduğu birçok işlerden sorulduğu vakit:
“Pc.\j»amberin onıı şaplığını gördüm” diye cevap verirdi.
(Adamın bin oruçlu iken karısını opuyor Mundarı pişman olup çok müteessir oluyor. Mu hususu sormak için karısını Ümmu Seleme'\c ^öu-derıyor. Ümmu Seleme'ye vardığında. Ona; “Peygamber oruçlu iken öper idi” diye söylüyor. Kadın varıp koçasma bildirince, kocası. “Biz Resûlullah gibi değiliz. Allah. Kesülune dilediğini helal kılar” diyor. Karısı L'ııııııu Seleme'ye tekrar gelince. Kesûlull.ıh’ı yanında buluyor. Resûlullah Ümmu Seleme'ye “Mu kadın ne istiyor, zoru nedir?” buyurunca Uııııııu Seleme kadının sorusunu Rcsrılullah'a iletiyor. Bunun üzerine Resûlullah şöyle bıiyurııyot):
- O kadına haber vermedin mi ki, ben oruçlu iken opuyorum. (Hadîs incelcnc).
Hz. Âışe (radıyallahu anhâ) (Eîrkeğin oruçlu iken karısını öpmesinin câiz olduğuna) delil olarak şöyle demiştir:
—Ren onu Resninilah ile birlikle işlivordum.
—Allah poj'aınhcrine dilediğini helâl kılar. Ben Allah'lan, sizden dahi çok korkarım. Allah’ın haramlarını sizden daha iyi bilirim (513).
Bu konuda varid olan hadîs vc haberler pek çoktur. Onları sayma-mız mümkün değildir. Lâkin bunların tümünden sahabelerin peygam berin işlerine tâbi oldukları ve ona uydukları kesin olarak biliniyor. E^cr peygamberin işlerinden herhangi birine uymamayı tecviz etmiş olsalar dı, böyle muntazam tahakkuk etmezdi peygambere uymaları. Bize muhalefet ettikleri hususlar mutlaka naklolunurdu. Bu husustaki bahsi açıklanırdı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selicın) zikrettiğimiz gibi baş^ kasının sözünü reddetmezdi.
Mübah olan hususlara gelince, peygamberlerden bunların vâki olması caizdir. Zira bunlardan menedilen bir şey yoktur. Bilâkis peygamber ler mübah olan hususları işleyenler gibi mübahları işlerler. Ancak nesar ki, peygamberler, kendilerine özgü olan yüksek derecelerinden, sinelerinin marifet nuru ile genişlemesinden, kalbleri Allah’a ve âhiret âlemine bağlı olduğundan ve seçkin şahsiyetler olduklarından ancak muhtaç oldukları kadarını bedenlerinin kuvvetleneceği kadar, dinî ve dûnyoi işlerini görebilmek için muhtaç oldukları enerjiyi toplayabilecek kada rını alırlardı. Mübah olan hususlardan bu kadarının, bu yoldan ahn-ması taat olanlara katılır, ibadet olur. Nitekim bu sözlerin bu kısmını kitabın evvelinde. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve se//emjin âdet vc huylarından bahsederken zikretmiştik. Bununla Allahü Teâlâ’nın Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ır sellem)c ve Allah’ın diğer peygamberlerin (aleyhis.selâm) olan fazi ve ihsanının büyüklüğü sana ayan beyan olmuştur. Çünkü Allah onların mubah olan işlerini dahi ibadetvetaaı-tan kılıp, her türlü muhalefet ve masiyetten uzak kılmıştır.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve scllem)'m kendisine vahiy gelınF den önce, kendisinden önce geçen şeriata tâbi olup olmadığı hakkındı
(513) İmam Mûlik'tn Muvatla'da, Auı h )Vi<jr'dıın lahrıc; İmam .Sımİ(f(r.h )MenaMSt 77'dc metniyle tahrii; cinılşlir.
âlimler ihtilâf ettiler. Bilgiinlerden bir ziımrc. Peygamber (sallalluhu aleyhi ve sellemfm kendisinden Pnee geçen peygamberin şeriatına tâbi olmadığı görüşündedir. Bu da cumhurun sözüdür. Hu söze göre masıyet esasında mevcut değildir. Bu takdirde Peygamber Isallalluhu aleyhi vesellem) hakkında da muteber sayılmaz masıyet. Çünkü şer’i hükümler, emir ve yasaklarla ve şeriatın onları takrir etmesiyle
Sonra bu sözü söyleyenlerin, bu söz için getirdikleri delilleri birbirlerini tutmaz oldular. Kesin delillere sahip olan, kelâm ilmi ve mühim meselelerde muktedabih olan Kadı Ebu Bekir el-Bakıllanî şu görüşe sahiptir; Peygamber (sallallahu aleyhi ve 5ellem)\n ibadetle kendisinden önceki şeriata tâbi olduğunun bilinmesinin yolu nakildir. Haberin me-\aridi ise işitmedir. Kadı Ebu Bekir'in delili şöyledir: Eğer peygamber kendisinden önce geçen peygamberin şeriatına tâbi olmuş olsaydı, bu bize naklolunurdu. Âdet bakımından bunun örtülmesi ve gizlenmesi , mümkün değildir. Zira peygamberin haberini nakletmek en önemli iş-r lerdendir. Peygamberin bu gidişatından fırsat kollamak (başkaları için) en geçerli bir yol olur idi. Peygamberin, tâbi olduğu şeriatın ehli onunla (yani peygamberin kendi şeriatlarına tâbi olmasiyle) iftihar eder ve kendi şeriatlarına tâbi olmasiyle peygamberin aleyhine delil getirirlerdi. Bunlardan hiçbir şey rivayet edilmemiştir (1).
Bir zümre bunun (peygamberin kendisinden önceki şeriata tâbi olması) aklen mümkün olmadığı görüşündedirler. Delillerini şöyle serdet-liler: Çünkü tâbi olarak bilinen bir kimsenin metbu (kendisine uyulması) olması çok uzaktır. Bunun aklın bir şeyi hem güzel ve hem de çirkin görmesi gibi olduğunu söylediler. Bu yol (delil getirme yolu) doğru bir yol deeildir.
Diğer bir tâife ise. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellemfm durumu hakkında sükût etmeyi ve peygamberin herhangi bir geçmiş şeriata tâbi olup olmadığı hakkında kesin bir hüküm vermemeyi tercih eltiler. Çünkü bu iki vechin de nakil yolu açıklanmamıştır. Bu görüş, Ebu'l-Meali Cü-ım/’nin görüşüdür.
Üçüncü bir fırka şöyle diyor: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) kendisinden önce geçenin şeriatı ile amel ediyordu. Sonra bunun muayyen bir şeriat olup olmadığı hakkında ihlilâf elliler.
Bunlardan bir kısmı, bunu tayin etmekten kaçındı. (Çünkü buna delâlet edecek bir şey yoktur). Bir kısmı ise ileri gidip cesaret ederek tayin fili ve sözünde ısrar etti. Bu tayin edenler, sonra kendi aralarında pey-famberin kime tâbi olduğu hakkında ihlilâf ettiler. Bazıları, Nuh (aley-lıısselâm)a, bazıları ise, İbrahim (aleyhisselâm)a, bazıları da Musa, diğer
dlHoiambcr fsallallalııı aleyhi ve iellenı)in /ııhirı durumu vc gidışalındaıı anlaşılan şudur ki. l"uİKiııepfZgi'mücrlik gelmeden önce levhıd ve difer ibadetlerde dodcM Halil İbrahim'in dmı U-bilmiyordu.
hırkismı ise, tsa (alc\'hıssel(hıı)i\ tâbi olduğunu ileri sürdüler. Bu mest Icdeki mc/.heplenn lUnıu işle bunlardır. İhı meselede en agık vcşayan-ı kabul olan Kadı Ehu Rckr'm me/bebidır. Pn u/ak olan mc/hebdcia-yin edenlerin mezhebidir, k unku bundan bir şey vaki olmuş olsaydı muhakkak bize naklolunuldu. Zikrelliğimiz gibi, bunun luınu kimseyt gizli kalmazdı. Onların kesin bir delilleri de yoktur kı. tsa (ale\hıss(. lâm) (İsrail oğullarının) son peygamberidir. Onun şerıaiıııa lâbiolmalı kendisinden sonra gelene \aeib olsun. Zira Isa (aleyhissclûnı)\n mw insanlara peygamber olarak gönderildiği sâbiı değildir. Belki sahilnt doğru olan,(alcylıisselâmh\ıu'[ başka hiybir peygambo
istanbul şişli satilik daire yazdı ve sundu..