istanbul şişli satilik daire ve insan felsefeleri22
evet arkadasalr sizlee en güzel yazıları yazan istanbul şişli satilik daire diyorki Delhînin büyük İslâm âlimi Rahmetullah efendi ile münâzara [ilmî mücâdele] yapdılar. Uzun münâkaşalar neticesinde, Fander ve yardımcıları cevâb veremez hâle geldiler. Dört sene sonra, İngiliz hükümeti Hindistânı işgâl edince [ve müslimânlara ve bilhâssa sultâna ve din adamlarına korkunç işkenceler yapınca] Rahmetullah efendi, Mekke-i mükerremeye hicret eyledi. 1295 [m. 1878] senesinde, bu misyoner hey’eti İstanbula gelerek, hıristiyan-hk propagandasına başladı. Sadr-ı a’zam Hayrüddîn pâşa,‘‘' Rahmetullah efendiyi İstanbula da’vet etdi. Misyonerler, karşılarında Rahmetullah efendiyi görünce, çok korkdular. Süâllere cevâb ve-remiyerek, firâr etmekden başka çâre bulamadılar. Pâşa, bu büyük İslâm âlimine çok ihsânda bulundu. Hıristiyanları nasıl red ve perî-şân etdiğini yazmasını ricâ etdi. Bu da. Recebin onaltmcı gününden Zilhicce sonuna kadar, arabî (İzhâr-ul-hak) kitâbını yazdı ve Mekkeye gitdi. Hayrüddîn pâşa, bunu türkçeye terceme etdirip, ikisini de basdırdı. Avrupa dillerine de terceme ve tab’ ve her memlekete neşr edildi. İngiliz gazeteleri, (Eğer bu kitâb yayıhrsa, hıristiyanhk çok zarar görecekdir) yazdılar. Bütün müslimânlarm halîfesi olan sultân ikinci Abdülhamîd hân “rahmetullahü aleyh”, 1304 Ramezân ayında tekrâr da’vet edip, serâymda çok hürmet ve ikrâm yapdı. Rahmetullah efendi 1308 [m. 1890] Ramezân ayında Mekke-i mükerremede vefât eyledi.AJIahü teâlânın yardımı ile, şimdi yazmağa başladığımız bu türkçe kitâba Cevâb Veremedi (Diyâ-ül-kuJûb) ismini verdik. Fe-kat, şurası iyice bilinmelidir ki, bu kitâbı yazmakdan maksadımız, sâdece protestan misyonerlerin, İslâm dîni aleyhinde neşr etdikle-ri kitâb ve broşürlere cevâb vermek, onlara mukâbele etmek vazifesini yerine getirmekdir. Dinlerini ve râhatlanm korumak isteyen hıristiyan hemşehrilerimiz de, bu misyonerlerden râhatsız ve zararlarını def etmek husûsunda bizim ile aynı fikrdedirler.
Allahü teâlâ vardır, birdir. AlJahü teâlânm sıfât-ı sübûtiy, sekizdir. Bunlardan birincisi, (Hayât) sıfatıdır.
Protestan râhibleri, İstanbulda islâmiyyetin aleyhine neşri dikleri risâlelerden birinde:
(Hıristiyanlığın fazilet ve üstünlüğü, günlük hayât ve dünyâ kimiyyetine yakışacak te’sîrleri ile insanlar arasında çok sür bir sekide yayılmasından anlaşılmakdadır. Allahü teâlâ hıristiy lığı, diğer dinlerden üstün, hakiki bir din olarak dünyâya gönc_ mişdir. Yehûdilerin mahv olması, üzerlerine büyük belâların ^ mesi ve yehûdi milletinin dağılıp bozulmasınm sebebi, hıristiy lığı inkâr etdikleri için, Allah tarafından kendilerine verilen a_ bir cezâdiT.
İslâmiyyetin zuhûru ile hıristiyanhk nesh olup, hükmü kalk^ dır denilirse, acaba islâmiyyetdeki hayât kuvvetinin, yaşama ^e| nin, insanlann kalblerini kendi tarafma çekme kuvvetinin, luri yanhkdaki bu kuvvetden dahâ üstün olduğu ortaya çıkmış nuc Yâhud, islâmiyyetin zuhûru ile hıristiyanlar üzerine, yehûdile olduğu gibi, müdhiş belâlar gelmiş midir? Hıristiyanlık üçyüz s kadar devlet gücü olmadan yayıİmışdır. Islâmiyyet ise, hicreti sonra, din olma şekünden çıkıp devlet gücüne sâhip oldu. Buı için, islâmiyyet ile hıristiyanhğın insanlann kalblerine olan rûh ve ma ’nevî teksiflerinin hakîkînisbetini tesbît etmek, güç bir iş JFekat, Isâ aleyhisselâm üç sene insanlan dîne da’vet etmişdir. zemân içinde kendisine pek çok kimse tâbi’ oldu. Bunlann içim oniki havârîyi seçdi. Başka bir zemânda 'İncil müjdeleyicileri’ mi ile, yetmiş kişi dahâ seçdi. Bunlan, insanlara doğru yolu gösı meleri için gönderdi. Dahâ sonra, yüzyirmi kişiyi de, bir yerde t iamışdır. Havârîlerin bildirdiklerine göre, îsâ aleyhisselâmm öl rahnesine kadar kırk gün içinde kendisine inanan 500 hıristiy da dîne da ’vet için gönderdiği Pavlosun mektûblannda açıkça zilidir) demekdedirler.
İstanbulda neşr etdikleri bu risâle şöyle devâm ediyor:
tânhcilerden îbni İshak}'^ Vâkıdî, Taberî, tbni 5ave diğerlerine göre, istanbul şişli satilik daire Muhammede “sallallahü aleyhi ve sellem” ilk îmân edenler, kendi hanımı hazret-i Hadîce, evlâdhğı ve kölesi Zeyd bin Hâlise, amcasının oğlu Alî bin Ebî Tâlib, vefakar dostu ve mağara arkadaşı Ebû Bekr-i Sıddîk ile bunun ihsânlarına kavuşmuş birkaç köleden ibâretdir. Hazret-i Ömerin islâmiyyeti kabul etdiği târîhe kadar, ya’nîbi’setin altıncı senesine kadar, müslimân olanlar elli kişidir. Bir rivâyetde kırk veyâ kırkbeş erkek ile on veyâ onbir kadından ibâretdir. Yine Mekkeli müşriklerin eziyyet ve düşmanlıkları sebebi ile, bi’setin onuncu senesinde, ikinci defa Habeşistâna hicret eden müslimânların sayısı yüzbir kişiye, ya’nî83 erkek ve 18kadına ulaşmışdı. Vâkıdî}^^ kitâbında, hicret-den ottdokuz ay sonra vukû’ bulan, Bedr gazâsında bulunan mu-hâcirlerin sayısının seksenüçkişi olduğunu bildirmekdedir. Buna göre, hicrete kadar geçen onüç senede Muhammede “sallallahü aleyhi ve sellem ” inananların sayısı ancak yüze ulaşabilmişdir. Hicret esnâsında tâbi’ olanlar ise yetmişüç erkek ve iki kadından ibâret olduğu yine târihlerde yazılıdır. Bu kıyaslamadan sonra, hıristiyanlık ve müslimânhkdan hangisinin kalblere te’sîrinin da-hâ fazla olduğu ortaya çıkar. Çünki. herhangi bir zorlama ve kuvvet olmaksızm, îsâ aleyhisselâm ile Muhammede “sallallahü aleyhi ve sellem ”, sâdece teblîg etmek sûreti ile îmân edenlerin sayısı birbirine mukayese edildiğinde; Muhammedin “sallallahü aleyhi ve sellem” onüç senelik da’vetinin neticesi, kendisine yüzseksen kişi inanmışdır. îsâya “aleyhisselâm ” ise, üç senede beşyüzden çok kimse inanmışdır. Bundan sonra, hıristiyanhğın ye islâmiyye-tin yayılma şekli değişmişdir. Bu değişikliğin sebebi ise, sâdece kullanılan vâsıta ve sebeblerdendir. Bunların başında ise, Mu-hammed aleyhisselâmın ümmetinin muhâribliği gelmekdedir. Harblerde gâlib olup, terakki ederek, birden bire yayılmışlardır. Yoksa islâmiyyet, istanbul şişli satilik dairev hıristiyanlık gibi, insanların kalblerine olan kuvvetli te’sîri sebebi ile yayılnıamışdır. İlk hıristiyanlar ise, Pers-lerin fİrânlıların] eza ve cefâlarına üçyüz sene tehammül etdiler. Çeşidli mâni’lerle karşılaşdıklan hâlde, o kadar çabuk yayıldılar ki, milâdın 313. cü senesinde, birinci Kostantin hıristiyanhğı ka-bûl etdiği zemân, hıristiyanların sayısı birkaç milyona ulaşmışdı. Müslimânlara mağlûb olan milletler, zâhirde islâmiyyeti kabûle pek zorlanmazlardı. Fekat, hayli tahriklerle millî örf ve âdetlerin-
[1]İbni îshak, 151 [m. 768] de Bağdâdda vefât etdi.
[2]İbni Sa’d Muhammed Basrî 230 h.de vefât etdi. T31 Muhammed Vâkıdî 207 [m. 822] de vefât etdi.
yenin en yükseği, asrımızın parası ile mukâyese edildiğinde dn
leri, müslimânlann mal ve nâmûsları gibi olup, herkese müsâvî J rak, adâlet ile muâmele edilirdi. Senede bir kerre birkaç kuruş ye vermek de, dinlerini, mallarını, canlarını ve haklarını korumj nm karşılığı olup, bunu ödememek için, baba ve dedelerinin dîn,, ni terk edecek, birkaç şahıs bulunabilir mi?
[(Herkese Lâzım Olan îmân) kitâbında diyor ki: Hindistâtim (Nedvet-ül Ulemâ) meclisinin reisi ve meşhur (eJ-İntikad) kitâbı. mn yazarı, târih profesörü Şiblî Nu’mânî 1332 [m. 1914] de ölmüş, dür. Bunun urdu dilindeki (el-Fârûk) kitabım serdar EseduUah Hânın annesi ve Afganistân pâdişâhı Nâdir Şâhın kızkardeşi fâri-siye terceme etmiş. Nâdir Şâhın emri ile 1352 [m. 1933] de Lahor şehrinde basdınlmışdır. Yüzsekseninci sahîfesinde diyor ki: (Rum Kayseri Herakliyusün büyük ordularını perîşân eden İslâm askerlerinin başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh, zafer kazandığı her şehrde adamlanm bağırtarak, rumlara halîfe Ömerin '“radı-yallahü anh” enirlerini bildirirdi. Sûriyedeki Humus şehrim alınca da, (Ey rumlar! Allahın yardımı ile ve halîfemiz Ömerin emn-ne uyarak, bu şehri de aldık. Hepiniz ticâretinizde, işinizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza kimse do-kunmıyacakdn. İslâmiyyetin adâleti aynen size de tatbîk edilecek, her hakkmız gözetüecekdir. Dışardan gelen düşmana karşı, müs limânlan koruduğumuz gibi, sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere, müslimânlardan hayvan zekâtı ve uşr aldığı mız gibi, sizden de, senede bir kerre cizye vermenizi istiyoruz. Si ze hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ em’ etmekdedir) dedi. [Cizye mikdârı, fakirlerden kırk, orta halliler den seksen, zenginlerden yüzaltmış gram gümüş veyâ bu değer de mal, yâhud tahıldır. Kadınlardan, çocuklardan, hastalardan yoksullardan, ihtiyârlardan ve din adamlarından cizye ahnmaz. Humus rumlan, cizyelerini seve seve getirip, Beyt-ül-mâl emîn Habîb bin MüsUme teslim etdiler. Rum imperatörü Herakliyu sun'’’ bütün memleketinden asker tophyarak, büyük bir haçh or duşu ile Antakyaya hücûma hazırlandığı haber alınınca, Humu
şehrindeki askerin de Yermükdeki kuvvetlere katılmasına karâ verildi. Ebû Ubeyde “radıyallahü anh”, şehrde me’mûrlar ba